|
madam Raşel'e kol kanat gerdim!
22 AĞUSTOS 2008/Büyükada
***
Kışlık evinde yalnız yaşayan madam Raşel'e
kardeşinin kızı telefon edip,
ziyarete geleceğini haber verdi.
Zil çalınca, kapıyı açmak için
yatağından kalkan madam Raşel'in,
tam kapının önünde ayağı kaydı ve düştü.
Dışarıdaki yeğen,kapı açılmayınca "ne oldu teyze?"
diye seslendi. Raşel,"düştüm,kalkamıyorum!"
cevabını verince,
yeğen kapıcıya kapıyı kırdırarak içeri girdi.
Hastaneye kaldırılan madamın kalçasını kırdığı
anlaşıldı. Aylarca tedavi gören dünya iyisi
Raşel,halen bastonla da olsa yürüyebiliyor.
Dün akşam,kendisini çaycı Satı'nın mekanında
görünce,her ihtimale karşı himayeme alıp
kol kanat gerdim!..
***
simit gecekondusu,simit saraylarına karşı
pervez müşerref
yanıma geliyor!
Memleketinden sürülen Müşerref'in Büyükada'ya geleceğini duyar duymaz,
gerekli hazırlıklara başladım. Bahçivanım Gagavuz İsmail'i derhal işten kovdum.
Müşerref'i ayda 100 dolar gibi dolgun bir maaşla çalıştırmayı düşünüyorum.
Memleketinden sürülen Müşerref'in Büyükada'ya geleceğini duyar duymaz, gerekli hazırlıklara başladım.
Bahçivanım Gagavuz İsmail'i derhal işten kovdum. Müşerref'i ayda 100 dolar gibi dolgun bir maaşla çalıştırmayı düşünüyorum.
Ne de olsa eşşekten düşen, eşşekten düşenin halinden anlar!
Bildiğiniz gibi geçenlerde Büyükada Lunapark mevkiinde eşşekten düşmüştüm bendeniz cennet kuşu...
Kendime ait bir arazim yok ama, balkon orman gibi... Tarzan ve maymunu "şebek çiki"yi atsam rahat rahat yaşarlar.
Pervez'le çok iyi anlaşırım. İki aydır damın ucuna bir çivi çakmam gerekiyor, ama düşerim korkusundan çakamıyorum.
Pervez'de asker talimi olduğundan ona çaktırırım.
Benden iyi patron bulamaz vallahi, kanki oluruz belki!.. Doktorumun tavsiye ettiği, her sabah 250 şnavı çekmekten de bıktım,
Pervez'e çektirtirim artık. Marmaris'teki manevi kardeşini de çağırırız, tavla atarlar.
Dün, boşuna demedim ben "BANDO TAKIMI" kuralım diye,bakın işte günü geldi.
İlk icraatımız, kısmetse Müşerref'i karşılamak olacak... Fena mı?..
Karşılama müziği;Trakya karşılaması!...
MB/yorumlar>
Milliyet Blog BANDOSU
Geçenlerde Adanalı "evliya çelebi" Necip Köni dostumuz
Büyükada'ya ziyaretime geldi ya...
Buluşma yerinde bulamayınca iskeleye aramaya gittim.
Baktım "Çelebi", bir kavalcının yanına oturmuş, bir yandan
dinliyor, bir yandan da harıl harıl resimlerini çekiyor.
Zorbela çektim aldım adamın yanından.
Köni, bir klarnet üstadı ama küçücük enstrümana bavulunda
yer bulamamış.
Bendeniz cennet kuşu da biraz dümtekçiyimdir, ama benim
alet edevat ta
Beşiktaş'taki evde olduğundan bir fasıl yapamadık.
Gerçi bendeniz Dolapdere-Sulukule, Köni ise Harlem tarzı
ihtisas görmüş olmasına rağmen
tarafsız bir tefçi uydurarak ortak bir paydada
buluşabilirdik mutlaka...
Dostum gitti ama içimde ukte kaldı, bir fasıl yapamadık.
***
***
3700 kişilik altyapıdan, ilk onbire neden adam koymuyorlar?
Hiç kimse katılmasa bile kendim davulumu alıp yatacam
kapıya!
3700 renk var, palet var, tuval var... Sevgili gazetemizde
tıs yok! İcraat yok, kıymet bilen yok.
Kurulmuş düzen var.
Kim uğraşacak bilokçuyla, milogçuyla!
Haydi bando! Biiiir...kiiii... üççç!
MİL..mil...mil..yet..yet...yet..MİLLİ,MİLLİ,YET.!..
Hep BERABER! mil...mil...mil...
***
***
MB/yorumlar
Benim adım Nihat Genç,
bu çocuğu bu ülkenin
ve insanlığın şarkıları büyüttü
Sayın Serdar Turgut,
size de bir lafım var...
Sizin bir ayda kazandığınız parayı ben beş yılda kazanamadım.
Engin Ardıç"a ödediğiniz maaşları söyleyin
yine aynı dönemde benim aldığım parayı ilan ediniz,
komik ama söyleyeyim,sanırım ayda üçyüz milyon kadar
yanılabilirim ikiyüz de olabilir dörtyüz de, ama beşyüz değil.
İşte asıl delilik bu.
Yüzbinlerce dolar yani banka soymuş gibi
paraları yazarlık yaparak kazanacaksınız
ve kurulduğunuz köşeden herkese iftira atma
karalama hakkını kendinizde göreceksiniz.
Bundan büyük delilik olur mu?
Sizi okuyan kaç kişi beni okuyan kaç kişi,
sizi dinleyen kaç kişi beni dinleyen kaç kişi,
peki yeteneğiniz ve etki gücünüz bu kadar
sınırlıyken bu kadar çok kazanmanızın sırrı nedir?
Söyleyeyim, işte asıl delilik budur. Türkiye delirmiş.
Sizlere bu paraları verenler delirmiş.
Sizleri bu torpilli köşelere yerleştirenler delirmiş.
Bir tuhaf mekanizma var, sizin sesinizi açıyor bizim sesimizi kısıyor,
bu ses ayarını kim yapıyor?
Bu ses ayarını kim yapıyorsa yapsın,
bu iftiraları kim tezgahlıyorsa tezgahlasın,
ben, beni büyüten annemin dualarını
ülkemin türbelerini cumhuriyetimi
kandillerimi bayramlarımı ve bu toprakları süsleyen
bu ezanlardan ve Mehmet Akifler"den yükselen
daha derin daha ilahi daha coşkun daha
tanımsız sesler duyuyorum ve bu sesleri
kısmaya hiçbirinizin gücü yetmeyecek. .
GAZETECİLER.COM/ Konur Alp KOZ
Benim adım Nihat Genç, bu çocuğu bu ülkenin ve insanlığın şarkıları büyüttü,
Şekspirler Mevlanalar Karacaoğlanlar Pir Sultanlar büyüttü beni.
Bu bileği bükemezsiniz, bu çelik bilek gücünü ülkemin şiirlerinden
hikmetlerinden hikayelerinden aldı.
Sizin milyarlık holdingleriniz var,
benim yalnız kalemim var.
Sizin medyada torpilli cakalı tafralı süslü boyalı köşeleriniz var,
benim sadece kelimelerim var.
Sizin savcılarınız var, Amerikanız var, ajanlarınız var, sinsi projeleriniz var,
benim sadece daktilom var.
simitle, kalem parasını kim verdi?...
Olay, henüz döviz kurlarının uygulanmadığı yıllarda ABD-Kanada sınırındaki bir şehirde geçmektedir:
ABD ve Kanada malum ki para birimi olarak 'dolar' kullanmaktadırlar. Yalnız her iki ülke de kendi
paralarının daha değerli
olduğunu iddia etmektedirler. Şöyle ki Kanadalılara göre:
1 ABD Doları= 90 Kanada Centi, Amerikalılara göre ise :
1 Kanada Doları= 90 ABD Centi.
***
Bir amerikalı, cebindeki 1 dolarla dolaşmaya çıkar. Bir ara karnı acıkır ve simit alır (amerikan
simiti!). Simitin fiyatı 10
centtir. Cebindeki 1 doları verir. Simitçi bozuk para ararken cebinin bir köşesinde 1 Kanada doları
bulur, onu verir (90
cente eşit ya!). Derken sınırı yürüyerek geçer ve Kanada da dolaşmaya başlar. Kaleme ihtiyacı
olduğunu hatırlar. Girer bir
kırtasiyeciye. Kalemin fiyatı da 10 Kanada centidir. Cebindeki 1 Kanada dolarını verir. Kırtasiyeci
de para üstü olarak 1 ABD
doları verir. Oradan da ayrılıp evine döner. Sonra düşünmeye başlar:
- Yahu sabah evden çıkarken cebimde 1 ABD dolarım vardı, şimdi de 1 ABD dolarım var. Pekiyi simitle
kalemin parasını kim
verdi?????
bir numaram, CİGULİ
binnaz (video)
CİGULİ
Asıl adı Ahmet'tir.
Bulgaristan'da etnik ayrışmayı önleme çalışmaları sırasında kimliğindeki ismi
Angel Yordanov POPOV olarak değiştirilmiştir. Onu kimse Ahmet olarak
tanımamaktadır ama «Ciguli»
ismini hem Türkiye'de hem de Bulgaristan'da bilmeyen yoktur.
Sanıldığının aksine Roman değil özbe
öz Türktür. Annesi de Babası da Müslüman Türk göçmenleridir.
Bulgaristan, Haskova'da doğmuş büyümüştür. Geçimini (maalesef halen
olduğu gibi) düğün ve
eğlencelerde akordiyon çalarak sağlamıştır, sağlamaktadır.
Çocukluk yılları çok yoksul geçmiştir,
15 yaşında babasını kaybetmiştir. Aileye bakmak derdi omuzlarındadır.
Yoksulluk, parasızlık içindedir
ama yine hep şen, hep güleçtir. Mutluluğu ve umudu tek varlığıdır.
Zaman geçer kasabalarından bir Türk kızı olan Ayten ile aile kurar, bu
sefer gerçekten babadır.
Elektrik kısadevresinden kulübesi yanar, aç susuz sokaklardadır ama
yine güler. Kiradan kiraya
gezerken, düğünlere gider 20 leva'ya. 20 leva, şimdinin 30-40 yeni
lirasıdır en fazla.
Türkiye'ye gelmeyi çok ister, ancak uzun bir süre pasaport alamaz.
1990 yılının Kasım ayında
nihayet pasaportunu alır. Rahmetli ağabeyi İbrahim ile beraber
otobüsle İstanbul'a doğru yola çıkarlar.
Yolda Kapıkule'de ve Gümrükteki memurlara çalar yol arkadaşı
akordiyonunu. Çok severler, «Sen büyük
iş yaparsın,Kumkapı'ya git» derler. İstanbula geldikten sonra,
yanlarında getirdikleri çanak,
çömlek, kaşkaval peyniri gibi şeyleri üç beş kuruşa satarlar,sevinirler.
"guernico"nun hikayesi
Picasso'nun ünlü duvar resmi "Guernica"yı,
Lena Gieseke'nin muhteşem yorum çalışmasından izleyin! (muhteşem,üç boyutlu gösterim)
"cemal,'nadir' güler!"
Cemal Nadir'e sormuşlar;"Soyadın 'güler' ama pek güldüğünü görmüyoruz üstat?"
Üstadım cevap vermiş; "Evet Güler, ama Cemal, 'nadir' güler!"
ÜSTADIMIN KARİKATÜR YORUMU:
***
"Ben karikatürü bir güzel koku gibi
insana bir an zevk verdikten sonra elde
bir boş şişe veya sarı bir leke bırakıp
havaya karışan bir marifet olmaktan
başka türlü anlıyorum. O ne palyaçoluktur,
ne de göbek attıran, çeneleri ağrıtan kahkahadır.
Bence karikatür,
insan beyninin muhtaç olduğu tebessüm ve
tefekkürü (düşünceyi) temin eden bir güzel
sanat olmalıdır."
küçükken
"amcabey" tiplemesinin önyargısıyla,
Cemal Nadir'i şişman ve
yaşlı biri olarak tahayyül ederdim.
Gerçek fotoğrafı pek görülmezdi ortalıkta.
***
-Bak anne! Sabiha Gökçen geçiyor.
-Bakamam, gözlerim kararıyor!
elvan yüzümüzü güldürdü!
helal olsun sana kız!..
ELVAN'DAN BİR MADALYA BİR REKOR
29. Yaz Olimpiyat Oyunları'nda
atletizmde
bayanlar 10 bin metre finalinde Elvan Abeylegesse,
2. olarak gümüş madalya kazandı.
Elvan derecesi ile
bir de
Avrupa rekoru kırdı.
***
ELVAN,
İKİNCİ GÜMÜŞÜ DE
5000 DE ALDI...
***
olimpiyatlarda havlu attık!...
"süper polis"
çömlekte sebzeli kuzu kebabının hikayesi
"Sağlıklı yaşam için eski dostumuz çömleklere dönelim.
Teflonmuş, çelikmiş, aliminyummuş, plastikmiş... Atın hepsini!..."
Büyükada'ya geldiğimden beri bir güveç çömleği bulamıyordum.
Bir tane buldum, yemeği de yaptım, ancak bulaşığını yıkarken
güveç kara sular bırakarak yok olmaya başladı.
Meğerse adam çömleği yaparken kilden tasarruf etmek için
bolca normal toprak çamur kullanmış.
Bütün ada çömlek aradığımı biliyor ya!
Site çaycısı Satı, geçen gün küçük bir
çömlek getirdi. Saksı olarak kullanıyorlarmış.
Yemeği yaptım, çok güzel oldu. iki dolu tabak yedim.
Dün, kızı çayımı getirdi, baktım Satı heyecanla yanıma geldi,
"bir mal buldum, gel bakalım" dedi. "Dur oğlum, şu çayımı içeyim bari"
dediysem de dinletemedim, tuttu kolumdan,
ben de bekçi Gagavuz İsmail'in şapkasını kafasından alıp kendi kafama taktım.
Satı'yla metruk mutfağa gittik. Baktım koca bir çömlek,
içine kuzuyu kople koysan girer. "Neyle dolduracaz bunu lan" diye söylendim ama,
kenarında ufak bir kırık olsa da çömlek te çömlekti hani...
Çömleği öylesine bir yıkadık, tozu toprağı gitti, güneşe bıraktık kurumaya...
Satı, bahçeden ve pazardan alınmış zerzevatları temin etti, benim buzlukta da iki kilo kadar kuzu eti vardı.
Çömleği alıp eve çıktım. Biraz sonra da Satı zerzavatlarla geldi, çömleği güzelce yıkayıp gitti.
Ben de etler çözülene kadar, bir neskafe yapıp olimpiyatları seyrettim biraz.
Şimdi zurnanın zırtına gelelim;
Baba çömleği tezgaha koydum, en dibe kuzu etlerini serdim.
İki kilo et kayboldu kapta! Plastik yıkama kabını tuzlu suyla doldurdum.
6-7 adet kemer patlıcanı , 4 iri sakız kabağı alaca soyup üçe bölerek,
bir kilo dolmalık biberin saplarını parmak basıp çıkarıp,
elimle iki parça ederek suya attım.
Bir kilo kadar, Satı'nın sattığı kızatmalık için hazırlanmış patatesi etin üstüne yaydım,
kuru soğanların küçüklerini bütün, büyüklerini ikiye üçe bölerek,
sivri bahçe biberlerini elimle çatır kutur kırıp attım sepete,
bir çorba kaşığı tuz, bir çorba kaşığı kekik,
bir çorba kaşığı hindi baharatı serptim.
Domatesleri dörde bölüp, sarımsakları bıçak yanıyla ezip kabuklarını çıkararak attım.
Daha başka bir şeyler atıp ta unuttuysam, kusura bakmayın.
Suyunu bol koydum, ama aslında az koymak lazım.
Çömleğin ağzı o kadar genişti ki folyonun eni yetmediğinden,
üç dört katla kapatabildim. Çömleği aşağı kendim indirecektim,
lakin yerinden kalkmayınca Satı'nın badigard oğlu Güven almaya geldi.
O bile zor taşıdı.
Kokular gelmeye başlayınca yarım saat daha pişirmeleri talimatını verdim.
Akşam topluca yedik. Her yiyen on kere eline sağlık, onar kez de teşekkür ettiler.
Sağlıklı yaşam için eski dostumuz çömleklere dönelim.
Teflonmuş, çelikmiş, aliminyummuş, plastikmiş... Atın hepsini!...
Ramazan geliyor, mevsim de yaz... iftarlığı çömlekte yapın, tatlıları bile!..
Çömlekte her şey hem lezzetli, hem sağlıklı oluyor.
MB/yorumlar>>
azraile çalım attı!...
marmaray son durum - 12ağustos2008
tablo gibi fotoğrafları çeken: günümüz Evliya Çelebisi dostum,
inş.müh.milliyetblog yazarı NECİP KÖNİ
2008 PEKİN OLİMPİYAT OYUNLARI
olimpiyatlarda sıfır çekiyoruz!
olimpik halka
2008-2009 BJK yeni formalar
HANGİSİ EN GÜZEL?...
yeni formalar
defileyle tanıtıldı
Beşiktaş'ın 2008-2009 sezonunda
giyeceği formalar ve Kartal Yuvası
ürünleri bu gece Çırağan Sarayı'nda
düzenlenen defile ile tanıtıldı.
Beşiktaş'ın yeni sezonda giyeceği
formalar 4 farklı şekilde dizayn edildi.
Beşiktaş futbol takımının
yeni sezon formaları,
dikine çizgili siyah-beyaz,
düz beyaz, enine çizgili siyah beyaz
ve enine çizgili siyah-gri olarak tasarlandı.
8 ağustos2008
***
patrik,DEDE oldu!
Perşembe pazarı esnafından, Büyükada eşrafından,
Monte Carlo kumarbazı Patrik Geşar, geçici olarak dede oldu!...
Evine inen yokuşta tepesinde minik bir veletle görünen Mösyö Patrik, ahali tarafından soru yağmuruna tutuldu. "Hayırlı olsun!","Dede mi oldun?"
gibi münasebetsiz sorulara muhatap olan mösyö Patrik, sonunda bir beyanat vermek suretiyle olayın gerçek yüzünü bütün açıklığıyla,
çırılçıplak ortaya attı! Meğerse velet, komşunun Adana'dan gelen küçük kızına aitmiş. Şirin minik fotoğraf çekildikten sonra kafasını ıslatınca,
Patrik telaşla objektiflerin görüş alanından kaçarak, ağaçların arasında gözden kayboldu.
haber:(ajans trıss)- muhabir: Nazır Mutazarrır
***
ONBİR AYIN SULTANI RAMAZAN
ve HAMAL CUMA
***
Dertli Cuma, gariban Cuma, kimsesiz Cuma! Ekmeğin ceylan olmuş, peşinden koşarsın...
Bebeler, kapıda seni bekleyip durur, günde kaç ekmek lazım sana Cuma!
İyi ki elin ayağın tutuyor; sağlam da, hamallık yapıyorsun... Ya tutmasaydı,
ya elli gram kıymayla, çiğ köfte yoğuramasaydın Cuma?
Sen, onbeş liralık etle bir ay geçiremeseydin, biz ne yapardık Cuma?
Akşam, yorgun argın; yemekten sonra çayını eline verir yenge. Senden iyisi yoktur Cuma!
Mübarek günde doğmuşun Cuma. Robinson'da Cuma'yı cuma günü bulmuş.
Elin ayağın tutuyor. Sen yapmazsan, kim yapacak hamallığı Cuma?
Eline ayağına sahip ol, rabbine dua et Cuma!
Ramazan-ı şerif kapıda...
Toptancılar kazıkları yontmaya başladı bile Cuma!
Sivribiber enflasyon kralı olmuş, biber yeme, patates yeter sana Cuma!
Beş kilo toz şeker alabildin mi eve ? Senden iyisi yok Cuma!
Onbir ayın sultanı geliyor;
Allah, evinin bereketini oniki ay daim etsin Cuma!
Devlet baba erzak merzak dağıtırsa utanma al,
helaldir sana Cuma!
***
MB yorumlar>>
dedeler pişpirikte!
DEDELER PİŞPİRİKTE!
4ağustos2008
Büyükada Seferoğlu Klübünün kıdemli dedeleri, Marmaranın azgın dalgalarına karşı masayı kurmuşlar.
"Ne atom bombası, ne Londra Konferansı!.."
Bay Marko dikkatli, Süleyman Ateş torununun şapkası kafasında, kara gözlüğü de takmış. İfadesi belli olmasın diye..
Mösyö Jirayr da "merkez hakem komitesi"!... Maraza çıkarsa duruma ağırlık koyacak.
SON IRMAK KURUDUĞUNDA
İNSAN OLMAK İÇİN GEÇ KALACAĞIZ
5ağustos2008
Niye bu denli korkar olduk birbirimizden? Hep gözlerimizde soru
işaretleri, ünlemlerle bakar olduk birbirimize?
Ya da bakar ama görmez olduk? Ne oldu küçüklere sevgi, büyüklere saygı?
Hani çalışkandık, doğruyduk?
İdeallerimiz vardı uğrunda ölebilecek, kavgamız vardı insanın insanca yaşaması için....
Ne oldu şimdi, neden bu denli korkak, yılgınız, öfkemizin
haykırışlarını yalnız kendimizin duyduğu kadar sesimiz ...
Attık mı mangaldaki külleri savuruyoruz, kasırga oluyor öfkemiz,
...cağızz, ...ceğizzz ahkamlarımızla...
"Lafla peynir gemisi yürümez "diyen Atalarımızı yalancı çıkarmak için
olanca gücümüzle çabalar olduk.
Hele iki kadehden sonra daha bi dilimiz çözülüverir, aslan kesililiriz.
Öfkelerimizi haykırırız;
-Ne olacak bu Dünyanın hali? Ya küresel ısınma?...
-Kim kirletiyor bu dünyayı bu kadar yaaa?
-Eğitim yok kardeşim, yakaladın mı sallandıracan suçu olanı bak gör nasıl düzelir ortalık?
-Bu ne saygısızlık , sıraya bile girmeyi bilmiyor bu insanlar....
Nedense o insanlar arasında kendisi yoktur ahkam kesenin....
Kendisi her kurala tam tamına uyuyordur, başkalarına hep saygılıdır.
Çünkü kendisi çok okur, eğitimini tam almıştır. Aydındır , bencil değil toplumcudur.
her canlının yaşam hakkını bilir savunur,
bu uğurda çaba harcar çünkü...
Hadi arkadaşlar şu konuda tepkimizi gösterelim, sesimizi çıkaralım diye çağrına
şu yanıtları alacaksın emin ol...
O çok eğitimli, idealist, aydın yürekli hatta ateşli ahkamcıdan....
-Bu gün çok işim var....
-Ay, bi hastayım sorma...
-Aaa! Bu gün bir yere gitmem gerekiyor...
Timur'a filini almasını , bakmakta zorlandıklarını, yakınmalarını söylemek için toplanıp
Nasrettin Hoca ile giden halinden yakınan, öfkeli insanların,
Timur'un karşısında Nasrettin hocayı bi başına bırakıp sıvışmalarını anımsatıyor,
konuşurken yürekli, eylemde korkak, ahkam kesenler....
"Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı" diye belledik biz....
Ve bu gün alışverişlerde, gözlüklerini takıp
hala yerli malı ürün arayan kaç kişi kaldı dersiniz?
Bu konuda yapılan uyarılara o ahkam kesen ne diyor biliyor musun?
" aman bi benim dikkatimle , bu konuyu önemsememle ne olacak?"
Bu konuya hala inatla özen gösterene alaycı sesiyle;
"bi sen almıyorsun ya hah! düzelir ekonomimiz artık..." der üstüne üstlük...
Önceleri insan olmanın ilk ve önemli koşulu; onurlu, gururlu, mert, güvenilir olmaktı...
Şimdilerde parası olmak, makamı olmak, hatta silahı olmak toplumda insan olmak, ağa, bey, hanım,
olmakla eşlendi....
Ne zaman ki Kızılderililerin "son ırmak kuruduğunda,
son ağaç kaldığında ve son balık yakalandığında paranın yenmediğini anlayacak beyaz adamlar"
sözüne varınca anlayacağız onurun, gururun, mertliğin, güvenin insanlık için değerini...
Ama köprüler yıkılmış olacak, insanlık ulaşılamayacak kadar uzağımızda kalacak ne yazık...
Çok yazık....
MB /yorumlar>>
nalbant,doktordan çok kazanıyor!
*
"Haadi yaaa!.." Demeyin. Nalbant, doktordan fazla para kazanıyormuş.
Gerçek budur kardeşim. İyi bir nalbant, kötü bir doktordan fazla para kazanır.
Nalbant deyip geçmeyin, at yarışı piyasasında acayip geçerlidir.
Nalbant, hayvanı iyi nallamazsa, beygir rahatsız olur; iyi koşamaz!
"Beni, ne doktorlar, ne mühendisler istedi de gitmedim" devri bitiyor.
Bundan sonra, "beni ne nalbantlar istedi" diyeceksiniz!..
Herkes; doktor, mühendis, avukat mı olacak?
Bizim, nalbanta da, terziye de, çöpçüye de ihtiyacımız var!
Mühim olan, adil gelir dağılımıdır.
Ah! O gelir dağılımı... Beni mafetti!
Gelir dağılımı deyince, aklıma geldi; birileri devamlı veriyor, birileri devamlı alıyor.
Alın kardeşim, yiyin kardeşim!
Kızım olsa,nalbanta verirdim!
Oğlum var, nalbantın kızını alacam!
*
*
*
MB /yorumlar>>
Hüseyin Saraçoğlu
Büyükada Lunapark'ta
Cumbulmaca.com yöneticisi, sözlük ve köşe yazarı,Denk Ltd.
Gn. Müdürü, İnşaat Yüksek Mühendisi
dostum sevgili Hüseyin Saraçoğlu, onca işinin arasında
eşşekten düştüğümü duyar duymaz deniz
otobüsüne atlayıp ziyaretime geldi.
Rahmetli Şükrü Saraçoğlu'nun uzaktan akrabası olmasına
rağmen,fanatik GS'lı olan dostumla hiç bir
zaman
takım kavgası yapmayız.
Saraçoğlu,olayın meydana geldiği yerde tetkik ve
incelemelerde bulunup bendeniz cennet kuşunu
üzerine kabul etmeyen eşşeğe gerekli telkinde bulunduktan
sonra, Metin Bağcılar kardeşimin sahibi
olduğu Lunapark Restoran'da istirahat etti.
Saraçoğlu dostum, AKP kapatma davası için giriştiği iddia
neticesinde 20 şişe Burgaz rakısı
kazandığını beyan etti.
Bu bilgi üzerine, Adalar hakkında her şeyi bildiğini iddia
eden dostuma Sedef Adası'nın arkasının
martı mezarlığı olması hususunda sorduğum soruyu bilemeyerek
bir Burgaz'ı istemeyerek te olsa
bendenize vermek zorunda kaldı.
Ağzıma sürmem öyle mendebur şeyleri, ama bulunsun!
Fazla mal göz çıkarmaz!
Hüseyin Saraçoğlu dostlarınca TONTON lakabıyla tanınıyor.
***
MB /yorumlar>>
mavi DÜŞLERİ ÖZLEMEK
ÖZLEMEK
29temmuz2008
Yüreğimizde yeri derindir sevgilinin...
Hep var etsek de Onu yüreğimizde, görmek ister gözümüz, eline dokunmak, değmek saçlarına...
sesini duymak, onu dinlemek isteriz hep..
Yakınımızda olsun isteriz, elimizi uzatınca dokunabilecek kadar yakınımızda...
Araya yollar girer uzun,kıvrımlı,
dar geçitler girer ...Zaman girer,
başkaları girer,
hüzünlerin ağırlığı çöker, ağlamaklar girer...
Ulaşamadıkça sevgiliye, yüreğimizdeki yeri sızladıkça,
yaşamak istediklerimiz, yaşadıklarımız
düştükçe usumuza..özlemdir duyduğumuz..
Uzak olanıyakınlaştırmak, boşluğunu onunla doldurmak, dokunmaktır parmak uçlarıyla...
İçimizdeki yeri ne denli derinse, o denli acıtır onu özlemek...
Yaşadığımız güzel zamanları anımsayınca özlem kor gibidir,
cız eder içine düşünce insanın...
Dönmek o günlere, yeniden yaşayabilmek ... Oysa geçip gitmiştir yaşananlar izini bırakıp yüreğimizde...
Özleme çekip insanı , duyumsatan özlemi, karıştıran duygularını, hüzünlerde bırakan ,
sevdadır, tutkudur...
Ya şiirlerde dizelere döker insan özlemimin ağırlığını ya türkülere...
İçten, ağlamaklı, özlem dolu sözcüklerle oynar, azaltmak için yüreğinin yükünü...
Sözcükler bile tükenir bazen, yetmez anlatmaya özlemi...
Davranışlarımızla anlatmaya çabalarız bazen..
Kendi kendimizle kalmak,
hıçkıra hıçkıra ağlamak isteriz, gece karanlığına, sessizliğine,
ürkütücülüğüne bile aldırmadan yürümek isteriz yapayalnız...
Yıldızları, Ay'ı yoldaş edip kendimize....
Ya da derin mavi sulara bırakmak kendimizi...Dalgalara aldırmadan...
Radyoda çalan bir şarkının içinde kaybolmak, bir türkü ezgisinde duymak
özlemi...
Gökyüzündeki bulutları Ona benzetmek örneğin...
Düşler kurmak ve düşlerde yaşamak,
gerçeklerin acıtan çıplaklığından kaçıp, mavi düşlere sığınmak....
Özlemek, özlediğinin yerini
duyumsamaktır yüreğinde... Çok acısa da yeri.........
Aysel.
MB yorumlar>>
ünlü karikatürist celal,
büyükada'da eşşekten düştü!
Büyükada Lunapark'ına yeğenlerini gezdirmeye çıkan
ünlü karikatürist Celal,
yaptığı uzun pazarlıktan sonra eşşekçiyle
10YTL.sına anlaştı.
Celal, karakaçana duvarın basamağından binmek istese
de eşşekçi, eşşeği meydana
çekti. Ünlü çizer, "Abi, ben kovboy değilim,
hayatımda ilk defa bineceğim"
dese de eşşekçi anlamadı.
Çaresiz kalan karikatürist, ayağını üzengiye
yerleştirdiği anda eşşek
kaçtı. Ayağını üzengiden kurtaramayacağını anlayan
çizer kendini faul
yapılmış futbolcu gibi yere atarak 15 dakika aynı
pozda yatınca toplanan
ahali tarafından Büyükada Hastanesine kaldırıldı.
Ayakta tedavisi yapılan
sanatçı taburcu edilerek evine gönderildi.
Ertesi gün çıkan fırtınada terastan uçmakta olan
mekanizmalı şemsiyeyi
zaptetmeye çalışırken kolu yırtılan dev sanatçı
tekrar hastaneye
kaldırıldı.
Celal, kalmakta olduğu sitenin Azdavaylı çaycısı
Satı Kılıç' a gusül
aldırarak, üç kere nazar duası okutup üfletti.
Bununla yetinmeyen ünlü karikatürist, kendini
haham yardımcısı Albert ve
emekli marangoz Ardaş'a da okutarak üç din mensubu
tarafından koruma altına
aldırttı.
Sanatçıya her gün onlarca vatandaş geçmiş olsun
ziyaretine geliyor ve
eşşekçiyle, şemsiyeyi şiddetle kınıyorlar.
MB yorumlar>>
ünlü karikatürist celal'in büyükada lunaparkta
eşşekten düşmeden iki saniye önceki son durumu
büyükada hastanesi
dışarda adam kalmadı!
hayvanlar söylüyor
<tıkla>
tarzan tarzı tenekede tavuk
hamburger
21 temmuz 2008...
ÜMİT AKTAN: EVET GOLÜ ATAN FUTBOLCU LETCHKOV...
EVET, NOTLARIMA BAKIYORUM LETCHKOV
ALMANYA'NIN HAMBURGER TAKIMINDA TOP KOŞTURUYOR...
EVET, YANLIŞ MI BAKTIM NOTLARIMA DİYE
BİR DAHA BAKIYORUM...
EVET, GERÇEKTEN HAMBURGER TAKIMINDA OYNUYOR...
(ABD 1994 ALMANYA - BULGARİSTAN ÇEYREK FİNAL MAÇI )
*
nuri alço gazozu yakında piyasada!
nerede o güzel komşular?
TEK ÖZNE VAR ARTIK; "BEN!"
19/07/2008
Hiç akılcı mı özlem duymak, istemek köhnemiş maziyi... Hani ileri gitmek, yol almak varken daha
iyiye; aydınlığı ve daha güzeli istemek varken... Nedendir gittikçe çoğalarak daha da çok istemek;
tozlanmış saatleri anımsayıp içlenmek, yuvarlanıp hüzünlerde, biraz da ağlamaklı mahzun, yitirmek
yavaşça güzelim yaşam meserretini. Neden anlamsız artık, külüne muhtaç olduğumuz, hatırına ev
aldığımız o pudra şekeri komşular? Nerelerde "bahane kahveler"?...
Hangi kör kuyularda yitip gitti, ne kahve, ne kahvehane istemeyen muhabbetle sarmaş dolaş gönüller?
Nasıl yitirdi zamanımızda değerini o sözler... Nerelere gömüldü, içi dolu, anlam, düşünce ve
sevgi yüklü o güzelim kavramlar!
Uygarlaştıkça yabanileştik. Taş devrindekiler gibi herkes avlamak, sahiplenmek derdinde...Artık
yardımlaşmayı, alıp vermeyi -bencilce isteklerimiz dışında-
aptallıkla eşitledik. Aptal verir, yardım eder, enayidir... Almadan vermez, hatta hiç vermez kara
vicdanlı akıllılar... Hoyratlar!...
Aynı kapıdan girip aynı merdivenlerden çıkan, birbirlerine bırakın selam vermeyi, gülümsemeyi;
birbirine bakmaktan bile kaçar olmuş insanlar!
"Aman konuk gelmesin" diye evde yokmuş gibi karanlıkta yaşar olmuş insanlar! Kapanmış çelik kapılar,
kilitler vurulmuş üst üste. Ne sevinçlerimizle coşma, ne acılarımızla ağlaşma kalmış. Unutulmuş
kristal şekerlikler, misafir cigaraları, kırmızı uçlular, baharlar, gelincikler.
Dinlemekten çok konuşmayı seven zavallı biz... Biz, birlikte ağlayıp, gülmeyi hepten unutan
biz!.. Biz, süpüren yaşanılası gelenekleri, örfleri, adetleri; örümcekli yürekleri sağırlaşmış
zavallı aptallar! Yaşananamaz oldu artık panayırlı bayramlar. Kapıyı çalan mahçup çocuklar. Kırıldı,
çöpe atıldı o kristal şekerlikler, pala bıyıklı bekçi babalar, veresiye defterli köşe bakkallar, aba
formalı çöpçü amcalar, kayboldu kapıyı çalan postacılar. Apartman girişlerindeki posta kutuları
doluyor artık icra kağıtları ve kazıklı faturalarla.
Onsekiz daireli ortak yaşam alanında bırakın bayramlaşmayı, farkında bile değiliz birbirimizin.
Komşunun komşuya artık gereksinimi yok, "merhaba!" zulüm. Kalabalık içinde yapayalnız yaşamayı biz
seçtik... Yalnız ölüyoruz, elimizde cep telefonuyla. Sinyal sesinden sonra not bırakıyoruz, geçmiş
güzel günlere, "İyilikten maraz doğar", "Cehenneme giden yol, iyi niyet taşları ile döşelidir"
sözlerini yerleştirdik kafamıza, yüreğimize sevginin yerine öfke, kıskançlık, kötülük tohumları
ektik, suladık, çoğalttık, büyüttük ne acıdır ki.....
Elimizi uzatmak bile zor geliyor artık, nerede elele tutuşup, omuz omuza verip haykırmak
sevinçleri, karşı durmak haksızlıklara, kötülere, hayınlara... Hımbıllık çökmüş omuzlara.
"Sen", "O " özneleri yok artık insanların yaşam defterlerinde.... Tek özne var;
BEN BEN BEN....
MB/yorumlar>>
TTS- Tuvalet Takip Sistemi
(motoru bozmayınız)
kartli ve parmak İzlİ tuvalet takİp sİstemİ İş yerlerinde patronların ve yöneticilerin hedefleri
arasında personelini mesai saatleri içerisinde maksimum performansla çalıştırılması ve azami verim
sağlanmasıdır. bu hedefler personelin işine zamanında girip zamanında çıkması ile başlar. zaten
birçok işletmede personel devam kontrol sistemi mevcuttur. giriş ve çıkışlar bir şekilde kayıt
altına alınabilir peki içeride bulunduğu zaman ve özellikle tuvalette kaybettiği vakit ! hayır
gülmeyin biz 3 ün beşin hesabını yapmıyoruz da demeyin. biz yapıyoruz. İsterseniz gelin beraber
yapalım hesabımızı. Örneğin 100 personeliniz var ; her personel günde 20 dakika ekstra olarak
tuvalette vakit harcıyor diyelim. 20 x 100 = 2.000 dakika ( bir günde kaybedilen zaman ) 22 iş günü
ile çarpalım 22 x 2.000 = 44.000 dakika saate çevirirsek 733 saat yapar ortalama personellerin
saatlik ücretinin 3 ytl olduğunu varsayalım. 733 x 3 tl = 2.199 ytl hesap ortada ; aylık 2.199 ytl
işçilerin hakları olmadan sizden aldıkları zamanın para olarak size geri dönüşümü.bu sadece işçilik
maliyetinden geri aldıklarınız buna bağlı olarak ta personelin gereksiz tuvalet kullanımıyla beraber
iş üretmediği için sizi üretim zararına sokar bu sistem aracılığı ile üretim zararınızı da minimuma
indirmiş olacaksınız. günümüzde Ürünlerin satış fiyatlarının düşmesi ile kar oranları da düşmüş, bir
çok işletme talebi zamanında yetiştiremediği için dekont cezaları ödemek zorunda kalmıştır. gelin
sizde perkotek tuvalet sınırlandırma sisteminizi kurun ve zarardan kurtulun çünkü zararın neresinden
dönerseniz kardasınız ! perkotek tuvalet kontrol sİstemİnin çok talep görmesi vesilesi ile sistemin
fiyatları oldukça ucuzlamış olup sistem kendisini yaklaşık 1-2 ayda amorti etmektedir. tuvalet takİp
sİstemİn amaci personelin mesai saatleri içerisinde tuvalette gitmek bahanesi ile sigara içmesi,
arkadaşları ile muhabbet etmesi ve işten kaytarmasını engelleyerek çalışma saatlerinin verimli
geçirilmesini sağlamak. tuvalet takİp sİstemİn ÇaliŞmasi tuvaletİn girişine ve çıkışını kart okuyucu
yada parmak izi terminalin montajı yapılır. kapıya elektronik kilit takılır. Çalışan kişilere
proximity kart verilir yahut sistemin parmak izlisini almışsanız personelin parmakları sisteme
tanıtılır. eğer işletmede bilgisayarlı personel devam kontrol sistemi var ise yeni kart vermeye
gerek kalmaz aynı kartı hem işe hem de tuvalette giriş çıkışlarında kullanır. kart okuyucu cihazlar
bilgisayara kablo ile bağlanır ve bilgisayara tuvalet sınırlandırma yazılımı yüklenir. müşterinin
istemiş olduğu toleranslara göre parametreler girilir. Örneğin ilgili personel mesai saatleri
içerisinde bir günde maksimum 3 kez girebilir ve içeride 5 dakikadan fazla kalamaz şeklinde
parametreler girilirse ilgili kişi dördüncü kez tuvalete girmek istediği zaman okuyucu kapıyı
açmayacaktır. program personelin toleransları aşan yani kaytardıkları zamanı toplar isterseniz
günlük isterseniz aylık olarak raporlar. perkotek personel devam kontrol sistemimiz kullanılıyorsa
bu kesintiler pdks programında wc kesintisi adlı bordro alanında gözükür ve maaşından otomatik
olarak düşer.
YÜREKTE ÖLMEZ SEVDALAR.
12/07/2008
Çocuk yüreğimle, gece koskocaman karanlık ürkütürdü beni... Yine de izlemek
isterdim, boynum ağrıyana dek bakmak bakmak yıldızlara ve ay'a....
Gökyüzüne bakar kalırdım uzun uzun... Karanlıkta binlerce yıldızın göz
kırptığını düşünürdüm. Ay'ın da
gülümsediğini...
"Yeryüzünde yaşayan her insanın gökyüzünde bir yıldızı var, biri ölünce bir
yıldız düşer gökten " demişti birisi kayan yıldızı izlerken.... Kayıp
yitmişti, ışığı yoktu artık yıldızın.... İçimden bi şeylerin koptuğunu
duyumsamıştım, küçücük yüreğim hızlanmıştı... Ağlamaklı bakakalmıştım yiten
yıldızın ardından...
Şimdilerde yitirdiğim her sevgili için, içimdeki yıldızlar kayıyor ve ben
ağlamaklı, koskoca karanlıklarda kaybolmuş
duyumsuyorum kendimi...
Okuduğum bir yazının içinde geçen bi sözcük, radyoda çalan bir şarkı,
şiirin dizelerinden aklıma takılıp
kalanlar bir anda içimde binlerce cam kırığı varmış, binlerce kara saplı
bıçak ve sanki hepsi yüreğime saplanmış gibi bir sızı kaplıyor
içimi...
Ağladığımın ayrımına , dudaklarımda duyumsadığım tuzla varıyorum.
Gözlerimden
boşalıyor yüreğimdeki sağanak ben istesem de istemesem de...
Yalnızsam hıçkıra hıçkıra ağlıyorum... içimdeki acı geçmese de....
Başkaları varsa yakınımda, gözyaşlarımın akma hızlarına yetişebilmek için
tüm gücümle silmeye çabalıyorum...
Bi çoğu içime akıyor gözyaşımın... Daha çok acıyor yüreğimin kanayan
yaraları...
Sevdiği yitip gitse de, özlemi doldursa da yerini... Sevgisi tükenmiyor
yürekte... Özlemiyle daha büyüyor, artıyor...
Ölürse ten ölür, sevgiler ölesi değil...
Zaten yürekte yer bulmuş, bağdaş kurmuş oturmuşsa sevdası, o yürek
çarpmaktan vazgeçene dek orada kalacaktır sevgi....Daha da artarak,
özlemleri sırtlanıp daha da ağırlaşacak kalacaktır yürekte....
uçan kenef
türkiye barsaklarını boşaltıyor!
Simit ve Kalemi kim aldı???...
Olay, henüz döviz kurlarının uygulanmadığı yıllarda ABD-Kanada sınırındaki bir şehirde geçmektedir:
ABD ve Kanada malum ki para birimi olarak 'dolar' kullanmaktadırlar. Yalnız her iki ülke de kendi
paralarının daha değerli
olduğunu iddia etmektedirler. Şöyle ki Kanadalılara göre:
1 ABD Doları= 90 Kanada Centi, Amerikalılara göre ise :
1 Kanada Doları= 90 ABD Centi.
***
Bir amerikalı, cebindeki 1 dolarla dolaşmaya çıkar. Bir ara karnı acıkır ve simit alır (amerikan
simiti!). Simitin fiyatı 10
centtir. Cebindeki 1 doları verir. Simitçi bozuk para ararken cebinin bir köşesinde 1 Kanada doları
bulur, onu verir (90
cente eşit ya!). Derken sınırı yürüyerek geçer ve Kanada da dolaşmaya başlar. Kaleme ihtiyacı
olduğunu hatırlar. Girer bir
kırtasiyeciye. Kalemin fiyatı da 10 Kanada centidir. Cebindeki 1 Kanada dolarını verir. Kırtasiyeci
de para üstü olarak 1 ABD
doları verir. Oradan da ayrılıp evine döner. Sonra düşünmeye başlar:
- Yahu sabah evden çıkarken cebimde 1 ABD dolarım vardı, şimdi de 1 ABD dolarım var. Pekiyi simitle
kalemin parasını kim
verdi?????
*
*
*
günün yumurtası
"Namaz kılan sayısını yüzde 60'a çıkarmalıyız" !!!
13 temm. 2008
"Kutlu Doğum haftası etkinlikleri için Van'a giden Milli Gazete yazarı, M.Şevket Eygi yeni Türkiye hedefini anlattı:
Genelde beş vakit namazlar çok ihmal ediliyor. Türkiye ahalisinin yüzde 10'u kılıyor, diğerleri bînamaz olmuş.
Hele sabah namazlarındaki durum tam bir fecaat.
Önümüzdeki birkaç yıl içinde, namaz kılan halkın sayısını, yüzde 10'dan, yüzde 60'a çıkartmalıyız..."
Kaptan (elcevab):
"efendim? siz kimsiniz?... lekum dinikum veliye din!".. yani, "senin dinin sana, benim dinim bana". "ya ehli dana!"
parasız bırakılan türkiye
"NİÇİN EKONOMİSİ BAĞIMLI SÖMÜRGE OLDUK!
Üretimi öldüren, sahte yüksek TL ve ucuz döviz politikası,
AB ve IMF tarafından Türkiye'yi sömürge yapmak için tatbik
edilen ekonomik yoldur.
İş adamlarımızın büyük bir kısmı yurt dışına kaçmış, oranın
halkına iş yaratmıştır. Bulgaristan ve Romanya, Türk iş
adamlarının Türkiye'den götürdükleri para ve montaj
fabrikaları ile işsizliği çözmüş ve AB'ye girmiştir. Şimdi,
Mısır ve diğer geri ülkeleri kalkındıracaktır. Biz işsizliği
bu para oyunları arttırarak dünyanın işsiz ülkeleri arasına
itildik. Bu milletin potansiyeli AB'yi kalkındırır. fakat
Türkiye'nin kalkınmasına AB içindeki bazı devletler
engeldir."...
Cumhuriyetimizle yaşdaş dostum Orhan Pekin, dün akşam yeni
kitabını imzalayıp armağan etti. Yukarıdaki alıntı kitaptan.
Orhan bey, işleri nedeniyle yılın yarısını ABD'de
geçirdiğinden Türkiye'yi ve dünyayı kuşbakışı görebilen
Atatürk yolunda bir aydınımız. Teşhisleri doğru ve çözümleri
de biliyor. Deprem konusunda da araştırmaları olan, bir
dönem ODA başkanlığı yapmış inşaat mühendisi.
Kitap hakkında yaptığımız sohbette, TC'nin, 1923te eksi
36.000$ ile teslim aldığı Osmanlı Hazinesi, 1940ta 31.000$
olduğu ve Özal dönemi hariç hep düşüşte ve ekside kaldığı,
iktisadi istiklalini kaybeden ülkelerin, siyasi istiklalini
de kaybedeceğini ifade etti. Orhan bey kriz sözcüğünü
"buhran" şeklinde kullanmayı tercih ediyor. Bence de
"buhran" sözcüğü içine düştüğümüz bataklık duruma daha uygun
sesleri taşımakta.
Kitaptan bir kaç başlık şöyle:
AB' DEKİ BAZI ÜLKELERİN TÜRKİYE ÜZERİNDEKİ OYUNU 50 YILLIK
BİR İHANETTİR
TÜRKİYE, BÜYÜMEYİ ANLAYAMADI
ACİL VE YAŞAMSAL SORUN: ÇARPIK KENTLEŞME
EGE'NİN SÖKE'NİN PAMUĞU NE OLDU?
İŞSİZLERE İSTİHDAM ALANI AÇMAK
TÜRK KÖYLÜSÜNDEN ÖZÜR DİLEMELİYİZ!
BORÇLA GELEN ZENGİNLİK
İŞÇİ DÖVİZ GÖNDERMİYOR
DOLAR OYUNLARINI OLMADIĞI CUMHURİYETİN İLK YILLARI
Orhan Pekin, "Kağıdın üzerine PARA yazmakla para olmaz.
Paranın değeri itibarındadır. O itibar, dünya nazarında
olmalıdır." diyor.
Bizler de eften püften kitaplarla eyleşeceğimize, hele böyle
bir dönemde, bu tür kitaplarla haşır neşir olsak..
Diyorum.
MB/yorumlar>>
ergKENE10
Az önce ayakyolunda hacet görürken düşündüm; neden Ergenekon?
Boşuna mı konmuş bu isim? Mutlaka bir şifresi olmalı dedim.
Elimi yüzümü yıkadım, oturdum masaya. Boş bir kağıda büyük harflerle ,
ERGENEKON yazdım.
Daha yazar yazmaz ne göreyim? Tam ortada tersten KENE sözcüğünü gördüm hemen.
"Vay be!" dedim, "bu işin içinde de KENE varmış!"
Geri kalan harflerden de, ORG ve EN sözcüklerini bulup toparlayınca, EN KENE ORG.tümcesini çıkardım.
ORG. yani orgeneral! Ben de neden operasyona bu adı verdiler diye merak ediyordum.
Ergenekon'a, bir de OPERASYONU ekleyip baktım. O zaman da, "KENE UN YER...ORGENERAL?..O, SOPA YER!" çıktı.
İşin içine kene mene karışınca, bu sefer aklıma KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞİ hastalığı ismi geldi.
Kırım nere, Kongo nere? Kelalaka! Ondan da bir anagram yaptım; "İŞTE O KaKa KARGO; ANAMIN MALI!" çıktı.
Araştırmalara devam ediyorum. Daha, çete-terör falan var ondan da REÇETE çıkıyor.
Şimdilik, ERGENEKON'dan keneyle,
anamın malını çıkarabildim! Bir dahaki def-i hacetimde, barsaklarımı boşaltırken, düşünmeye devam edeceğim...
Bakalım, ne çıkacak?
MB/yorumlar
laiklik
takıyye
Yazısız!
köpeköldüren
Efkarlıyım bugün,
Fakaat...
Rakıyı sevmem,
Bira, hiç içmem.
tekiladan,malibudan anlamam!
Varsa şarap,
Yoksa şarap...
Köpeköldüren!...
Onu da bulamazsam;
Varsa Orhan
Yoksa Veli!
...
Deliyim ben deli!...
***
Mehmet Celalettin Avus
|