|
allah rızası için bir iş
karikatür-mahmut celâl sanlı-28 şubat 2009
demirel: ahmet mehmet fark etmez
karikatür-mahmut celâl sanlı-28 şubat 2009
kum saati
karikatür-mahmut celâl sanlı-21 şubat 2009
oilbaby
karikatür-mahmut celâl sanlı-21 şubat 2009
"azerbeycan-molla nasreddin karikatür yarışması" na kattığım "petrol" konulu karikatür
Kimden : "Bayram Hajizadeh" <mollanasreddin2009@gmail.com>
Kime : mamut@mamutistan.com
Konu : Re: MOLLA NASREDDİN KARİKATÜR YARIŞMASI 2009
Tarih : 26/02/2009 9:58
Dear friend Mehmet Celalettin
We have received your works and registered you as participant in the
"MOLLA NASREDDIN-AZERBAIJAN 2009"Thanks a lot for taking part in our competition.
After the evaluation by the jury we will, of course, let you know the results.
We wish you good luck!
Best wishes
The President of Azerbaijan Cartoonists' Union
Bayram Hajizadeh
Address:
AZ1010 Azerbaijan Baku Neftchilar avenue 145
Azerbaijan Cartoonists' Union
Tel: (994 12) 493 28 98
Fax: (994 12) 493 09 18
E-mail: mollanasreddin2009@gmail.com.
Web: www.azercartoon.com
"azerbeycan-molla nasreddin karikatür yarışması" na katılan türk karikatürcüler
arada "R" var
Fıkrayı aktaran: Hüseyin Saraçoğlu
***
Tabur´a yeni bir komutan gelmis ve askerleri toplayarak bir konusmayapacagini belirtmis. Bütün askerler toplanmislar ve komutan baslamis konusmaya:
- Bugün tanismak için sizleri buraya topladim. Benim adim Ahmet, soyadim Kırç. Tekrar ediyorum, Kırç. Arada R var. Sakın ola diliniz sürçmesin çok fena yaparim. Herkes iyice ezberlesin hata istemem!
Askerler dagilmislar ve herkes "Arada 'R' var, arada 'R' var"diye içinden ezbere koyulmus. Komutan ise bu konuda ne kadar hassas oldugunu göstermek için sagda
solda gördügü askere soruyormus:
- Sen
- Emredin komutanım!
- Soyadim ne benim ?!
- Kirç komutanim.
- Aferin ! İşinin basina !
Komutan böyle böyle hergün bir kaç kere soyadini soruyor ancak kimse sasirmiyormus. Laz ise bu konuda çok sanciliymis. Ya birgün piyango kendisine çikarsa ve sasirirsa diye daralip dururmus.
Nihayet birgün tören esnasinda komutan aniden arkasina dönmüs ve Laz'i isaret ederek
- Sen ! Soyadim ne benim ?!
Laz heyecandan konusamiyor, nutku tutulmus.Yaprak gibi sallanmaya baslamis. Komutan gayet sinirli:
- Sana söylüyorum, cevap ver, asabimi bozma !
Hemen arkasindaki arkadasi bakmis Laz'in basi belaya girecek hemen fisildamis :
- Arada 'R' var, arada 'R' var...
Bunun üzerine Laz cevap vermis:
- Gört !!!
Perakende sektöründeki 140 kurumsal markanın aynı çatı altında güç birliği yaptığı Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) ve Hürriyet LOOK tarafından düzenlenen
"2009 Yılbaşı Konsept Tasarım Yarışması" ödülleri, bu yıl altıncı kez sahiplerini buldu.
Mağazalar kategorisinde birinciliği kazanan Collezione kurucusu,BMD Başkanı Ekrem Akyiğit ve Detay Vitrin Donatım Merkezi kurucusu, görsel tasarım danışmanı M.Celâlettin Avus ödülleriyle...
Önceki akşam Kuruçeşme Blackk'te düzenlenen törende alışveriş merkezleri ve mağazaların yılbaşı tasarımları ödüllendirildi. Burcu Esmersoy'un sunuculuğunu yaptığı törende ödüller, "mağazalar" ve "alışveriş merkezleri" olmak üzere iki kategoride dağıtıldı. Gece, moda-tasarım dünyası ve Türkiye'nin en önemli markalarının temsilcilerini bir araya getirdi.
Jüri koltuğunda Hürriyet Reklam Grup Başkanı Ayşe Sözeri Cemal, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sahne Dekorları Bölüm Bşk. Prof. Bengi Bugay, model ve moda editörü Ece Sükan, BMD Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Akyiğit, mimar Erhan ışsözen, sanatçı Günseli Kato, akademisyen Prof. Hüsamettin Koçan, Doğan Burda Dergi Yayıncılık Murahhas Üyesi Mehmet Y. Yılmaz, mağaza tasarım danışmanı Nil Telli Meriç, BMD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Özlem ıkiışık, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Özlem Süer, tasarımcı-görsel yönetmen Reha Erdoğan ve moda tasarımcısı Rıfat Özbek'in oturduğu 2009 Yılbaşı Konsept Tasarım Yarışması'nda ilk üçe giren tasarımcı, mağaza ve alışveriş merkezi yönetimlerine, BMD Tasarım Yarışması Heykelciği verildi.
Birincilik kazanan projenin tasarım ve uygulamacıları Mehmet Celâlettin Avus, Arda Çokşen,Ömür Avus; jüri üyesi, Hürriyet Görsel Yöneticisi Tasarımcı Reha Erdoğan ile ödül heykelcikleriyle...
Yarışmanın "mağazalar" kategorisinde birinciliğe Collezione layık görülürken, ödülü Arda Çokşen, Ömür Avus ve Mehmet Celalettin Avus aldı. İkinci olan Turkcell'in ödülünü Kubilay Özvardar, üçüncü olan Groube Seb&Home&Cook'un ödülünü ise Engin Çakır aldı.
"Alışveriş merkezleri" kategorisinde ise birinciliğe Kayseri Alışveriş Merkezi, ikinciliğe Armoni Park Outlet ve üçüncülüğe Palladium layık görüldü. Yarışmada birinci olanlar New York ICFF Fuarı, ikinciler Las Vegas Globalshop Fuarı, üçüncüler ise Paris Maison&Object Fuarı'nı ziyaret ödüllerine hak kazandı.
Milliyet Blog/Yorumlar>>
ilgili haberler:
http://www.perakende.org/haber_print.php?hid=1235373635#
http://www.marketingturkiye.com/yeni/Haberler/NewsDetailed.aspx?id=12581
http://www.maksimum.com:80/haber_tavsiye.php?frm_id=212982
http://www.hurriyet.com.tr/magazin/yazarlar/11026037_p.asp
http://www.birlesmismarkalar.org.tr/ayrinti.php?EID=55
aşkımızın meyvesi
sevgililer günü-kızılderilinin sevgilisine duman mesajı
karikatür-mahmut celâl sanlı-14 şubat 2009
biraz kızıl biraz mavi
Birkaç gündür yine bir şarkı dolandı dilime, Ebru Gündeş söylüyor; "Biraz kızıl, biraz maviiii"... "Yalnızlığın asil rengi"... Her zamanki gibi sadece bu sözleri aklımdaydı.
Bir ara düşündüm:"ne len bu, niye yalnızlığın rengi? Neden asil?" dedim. Komşudan ilkokuldaki kızının suluboya takımını istedim. Biraz kızılla biraz maviyi karıştırdım, mor oldu! "Haaa!.. Anladım, demek ki kız bırakıp gidince, oğlan morarmış! Tamam da mor neden asil? Benim bildiğim siyah asildir. Onu da buldum... Patlıcan siyahtır ve kilosu dörtbuçuk lira olduğundan asildir. Işığa tutarsan aslında mor olduğu meydana çıkar. Bu denkleme göre mor gizli asildir.
***
Şarkının sözlerinin tamamını merak edip baktım. Küfteyi pek tutmadım, kendi kafama göre tornistan ettim. Asıl demek istenen de budur zaten belki. İşte bendeniz cennet kuşunun "küfte"si:
BİRAZ KÖMÜR BİRAZ BEYAZ
Bittim
Boynumu büktüm
İşten atıldım,beleş satıldım
Nasıl üzüldüm
Nasıl üzüldüm bilemezsin
Eve geldim
Bir çoluğa döndüm
Bir çocuğa döndüm
Ayazda kalmış möte döndüm
Bakamazdım
Posta kutumda sarı bir zarf
Postacı atmış
Üstünde iki kelime
Büyük harflerle
"İcra dairesi"
Sessizce kaçıp gitmiş
Elimde tuttuğum tebligat
Yedi güne kadar
Ya haciz ya mapus
Tek sorun parasızlık
Ayvayı yedik yani
Biraz kömür biraz beyaz
Yoksulluğun rezil rengi
Kavuşacak mıyız bu yaz
Gebermeden gelsen bari
Yandım dedim duymadın mı
Öldüm dedim duymadın mı
Biraz kömür biraz beyaz
Sadakanın diğer dengi
Milliyet Blog/Yorumlar>>
14. Nehar Tüblek Karikatür Yarışması-Konumuz "Ekonomi"
Geçen sene bu günlerde yazdığım "Nasrettin Hoca 2008"
http://blog.milliyet.com.tr/Blogum.aspx?BlogNo=82440
başlıklı yazımda, 13. Nehar Tüblek Karikatür Yarışmasına katılmayı düşündüğümden söz etmiştim. İki karikatürümle düşüncemi gerçekleştirip hayatımda ilk defa bir yarışmaya katıldım. Derece alamadım ama, alanların hakkını teslim ediyorum. İkinci olarak ta 38 yıllık mesleğimde bu yılbaşı, vitrin tasarım yarışmasına katıldım. Netice şubat ortası belli olacak.
14. Nehar Tüblek Karikatür Yarışma konusu, "Ekonomi"... Dün (5 şubat) son katılım günüydü. Bu gün yarın derken ve bazı aksiliklerden yarışma karikatürlerimi yapmaya ancak 5 şubatın ilk dakikalarında başladım ve sabaha karşı 5 karikatür hazırlayıp yattım.
Uyanınca karikatürleri kopyalayıp, asıllarını yanıma alarak Bozdoğan Kemerine yaslanmış eski bir medrese binası olan Karikatür Müzesi'nin yolunu tuttum. Müze müdürü sevgili üstadım Erdoğan Bozok güleryüzüyle karşıladı. Hemen masaya koyduğum sarı zarfı açıp bakarken, "kusura bakma hocam bu gece yapabildim ancak, pek iyi olmadı.." falan dedim ama o, "yook! Gayet te güzel" deyince rahatladım.
Geçen senenin albümünü sordum. "Birşey kazanamadım, hiç olmazsa albüme girdim mi acaba?" dedim. Bozok, raftan albümü alarak indekse kendi baktı, "yok, girmemişin" dedi. Albümü oğlum Ateş aldı baktı, benim bir karikatürümü buldu. Hepimizin yüzü güldü. Dereceye girenlerin haricinde 50 karikatür almışlar albüme. "İyi be, buna da razıyım" dedim. Albümdeki karikatürüm:
http://img3.imageshack.us/img3/3058/ntblek2008yx2.jpg
Albüm, yarışmayı düzenleyen Karikatürcüler Cemiyeti Başkanı Metin Peker ve Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal'ın "teşekkür" Önsözleriyle başlamış. Metin Peker'in önsözünü özetle alıyorum:
"NEDEN OLMASIN?..
Karikatür dünyamızda nice ustalar geldi geçti. Değişmez kural bu. Eskiler gidiyor, yeniler geliyor. Eskiler bir bir kaybolurken yeni umutlar, yeni yıldızlar parlıyor. Ancak ne yazık ki, her gidenin yeri doldurulamıyor. İşte Nehar Tüblek'te yeri doldurulamamış ender ve özgün sanatçılarımızdan biriydi. Adına 13 yıldır düzenlediğimiz bu yarışma, her yıl karikatür dünyamıza yeni isimler kazandırıyor. Belki de Nehar Tüblek ustanın yerini bu isimlerden biri alacaktır. Neden olmasın?.."
Neden olmasın?.. Hakikaten neden olmasın? Gencim, güzelim...Ne doktorlar, mühendisler istedi de gitmedim! Şimdilik çaylak çaylak dolaşıyor olsam da Tüblek Hocamın çömezi "neden bendeniz cennet kuşu olmasın???..." Vallahi olmaz olmaz ama bir olursa kartal gibi uçarım!
Bozok ustam bana bir de imzalı albümünü armağan etti:
http://img2.imageshack.us/img27/4703/bozokalbmxj4.jpg
"Ekonomi" konulu yarışma karikatürlerim:
karikatür1
karikatür2
karikatür3
karikatür4
karikatür5
Milliyet Blog/Yorumlar>>
bindik bir alâmete!
Cem Karaca öleli 5 sene olmuş, cumartesi gecesi programını ona ayırmıştı Okan Bayülgen.
Ersen, Moğollar, Melike Demirağ, oğlu Emrah ve Hayko gibi sanatçılarla anıldı.
Benim ortaokula başladığım yıllarda ünlenmişti.
Dört dörtlük bir sanatçıdır bana göre.
Dün gece, "Bindik Bir Alamete" şarkısını da hatırladık.
Sözlerini ve klibini aşağıya aldım. Fazla söze gerek yok.
Ülkede 30 yıldır hiç bir şey değişmemiş!..
cem babadan dinleyelim>>
bindik bir alamete
gidiyoz kıyamete
bindik bir alamete
gidiyoz kıyamete amanin
yol dediğin yol gibi
ulaşmalı bir yere
biz dön baba dönelim
geliyoz aynı yere
bu döngü kısır döngü
başı varda sonu yok
dönüyom dönemiyom
sonunda bir çıkış yok
bindik bir alamete
gidiyoz kıyamete
bindik bir alamete
gidiyoz kıyamete amanin
yerel ve genel seçim
seçin bakalım seçin
ki dön baba dönelim
aynı yere gelelim
çete çeteye çatmış
çete çete içinde
battık buruna kadar
cafer getir peçete amanin
bindik bir alamete
gidiyoz kıyamete
bindik bir alamete
gidiyoz kıyamet
nush ile uslanmam ben
etmeli beni tekdir
tekdirden anlamazsam
artık hakkım kötektir
eskiden adam gibi
oturur meze yerdik
şimdi meze yer gibi
oturup adam yiyoz gari
o zaman siz buna
müstehaksınız len!
Milliyet Blog/Yorumlar>>
pinokyo press
karikatür-mahmut celâl sanlı-5 şubat 2009
seçim yaklaştı,yarış kızıştı!
karikatür-mahmut celâl sanlı-5 şubat 2009
benim de canım var!
karikatür-mahmut celâl sanlı-4 şubat 2009
aşkımla oynama,seviyorum deme!
Bendeniz cennet kuşu, "Her yer Karanlık"tan başka hiç bir şarkının sözlerini baştan sona bilmem. Bazen düğünlerde falan çok ısrar ederlerse ışıkları söndürtüp başlarım gazele Hafız Burhan'dan, "pür nur o mevkiiii...". Az önce şakır şukur göbek atan ahalinin içine bir hüzün çöker, bazıları gözyaşlarını tutamaz. Velhasıl düğünün derneğin tadı tuzu kaçar.
Bazı sabahlar bir türküyle uyanırım. Bu sabah ta öyle oldu. Senelerdir dinlemediğim, unuttuğum bir şarkıyla uyandım. "Benim de canım var, ben de insanım.." bu kadar. Nereden de geldi aklıma ?.. Tuvalette biraz daha hatırladım,"benim de kalbim vaaaar, ben de insanım!"
Devamını hatırlamak için Google'ı açtım. Bir "Cilalı İbo" filmi klibinde, Yıldız Tezcan'dan dinledim şarkıyı:
http://video.eksenim.mynet.com/grangift/Yildiz_Tezcan_Benimde_Canim_Var_Bende_Insanim/96465/
Aşkımla oynama, kumar değildir
Seviyorum demek, hüner değildir
Benimde canım var, ben de insanım
Benimde kalbim var, ben de insanım
Belki güzel değil, çirkinim amma
Gel sen acı bari, düşürme gama
Benimde canım var, ben de insanım
Benimde kalbim var, ben de insanım
Filmin bu şarkının söylendiği sahnesi şöyleydi:
Cilalı İbo'nun (Feridun Karakaya) tezgâhı yakınında Yıldız abla şarkıya başlayınca, millet etrafına toplanır.Necdet Tosun da dümbelek çalıyor, teşkilat tamam. Bu arada bir bacaksız (ömercik)insanların pabuçlarına pudra serper.
Hûşu içinde dinleyenler, icraat bitince ayılıp pabuçlarına bakarlar, bir parmak toz. Hemen orada hazır bekleyen boyacının sandığına sıraya girerler. "Geysin payalayy!"(İbo da Beyaz gibi "r" leri söyleyemez!)
Sabah sabah bunu seyredince, başbakanımızın "krizi fırsata çevirelim" lâfı aklıma geldi. Evet, kafayı çalıştırana kriz vız gelir dedim. İlham geldi bir de karikatür çizdim:
http://img240.imageshack.us/img240/4476/benimdecanimvar3ep4.jpg (yukardaki karikatür)
Milliyet Blog/Yorumlar>>
şemsiye
karikatür-mahmut celâl sanlı-4 şubat 2009
tayyip'in davos tokadı!
karikatür>>
Arkadaş, ben Gazze'nin çoluk çocuk demeden katledilmesine, bütün dünyanın arslanların ağzına atılan gladyatörleri seyrettiği gibi seyretmesine karşıysam, çizgimle de ifade ettiysem; başbakanın Peres'e davranışının altında deve arayamam.
karikatür>>
Başbakana, "Git kabadayılığını dış ülkelerde yap ta görelim!" diye gaz verenler şimdi "Yakışıksız davrandın" demesin.
karikatür>>
Başbakan, "Bir daha Davos'a gelmem!" demiş. İyi olur!.. Davos, akil adamların toplantısıysa, geçen toplantıda "Global Kriz"in geleceğini neden görmediler, gördülerse neden duyurup önlem alınmasını sağlamadılar?
Başbakan Davos'u terketti. BOP eşbaşkanlığını da terketsin! Japonya'ya atom bombası atan ABD'nin, "nükleer silahı var" diyerek Irak'ı işgalini de kabul etmesin!
Şimon karşıma çıksa, ben de sorardım ona "Acımadın mı çoluk çocuğa teres?!"
Milliyet Blog/Yorumlar>>
istikbalin geçiyor
kaptan
Abi sen kaptan mısın?
Evet kaptanım.
Peki hangi kaptan? Su kabı mı yoğurt kabı mı?
.
.
Temel'le, Dursun gece bekçisi. Bunlar dolanırlarken bi adamı konservatuvarın önünde cansız yatarken bulmuşlar, bir türlü konservatuvar diyememişler. Temel'de Dursun'a "oğlum tut şunun bacaklarından da postanenin önüne taşıyalım" demiş.
ada gazetesi(15-31ocak2009)
"büyükada'da inekler zeytin fidanlarını yedi!"
Ada Gazetesi sahibi ve genel yayın yönetmeni sn. Özer Kangür, son sayının karikatür konusunu sinirli ve ciddi bir şekilde verince gülmeye başladım. Özer bey, kızmakta haklıydı. Kasımda o kadar emek verip diktikleri zeytin fidanlarını, sahiplerinin başıboş saldıkları inekler yemiş. Şikayet edince Zabıta inek sahiplerine ceza kesmiş.
Özer beye,
- 20 yıldır yazlıkçıyım, adada hiç inek görmedim.
- Sen iki ayaklılarını görmüşündür. Çarşıda falan dolaşıyorlar yaa! Hani abartmış gibi olmayayım ama, hayvanlar neredeyse iskeleden vapura binip Bostancı'ya geçecekler.
- Fotoğraf çekseydiniz keşke.
- Çektik zaten.
- Abi, fotoğrafı koy yeter zaten. Karikatür gibi olay.
- Onun için hemen gülmeye başladın değil mi?
- N'payım? Sen haklı olarak sinirle söyleyince daha komik geldi.
- Sen çiz yine çiz..
- Peki.
"Büyükada zeytin fidanları büyüyor" haberi şöyle:
"Adalar Kültür Derneği'nin,Adalar Orman İdaresi'yle işbirliği yaparak diktiği fidanlar, ormanda başıboş dolaşan ineklerin saldırısına uğradı.
Orman İdaresi yetkilileri ineklerin sahibine ceza kesti ve bölgeyi çitle çevirdi. Daha sonra fidanlar elden geçirilerek, yanlarındaki kazıklar yenilendi. 23 kasımda yapılan dikime yoğun bir katılım olmuştu. Fidanlar Yalova'dan getirtilip el birliğiyle dikilmişti. Şu anda Orman İdaresi fidanları bakıma aldı ve olayın az hasarla atlatılması için çaba sarfediliyor."
Konuyla ilgili ikinci başlık,"Başıboş inekler her yerde" haber şöyle:
Büyükada'da inekler serbestçe dolaşıyor. Sahipleri tarafından başıboş bırakılan büyükbaş hayvanlar özellikle ormanlara zarar veriyor. Fidanları yiyen ve ezen inekler, zaman zaman da evlerin bahçelerine girip tahrbata yol açıyor. İlgili ve yetkililerin görmezden geldiği bu durum yıllardır sürmekteyken nihayet Orman İdaresi tesbit ettiği başıboş hayvan sahiplerine 3000 ila 10000 tl idari para cezası kesmeye başladı. Kış aylarında meskûn mahallerde, sokaklarda görülen bu hayvanlar Adalar'ın köye dönüştüğünün bir göstergesi olarak değerlendirilmekte."
ADA GAZETESİ 15-31 Ocak 2009
vatandaş,yatandaş
Ülke o kadar sıkıntıda ki; çoğunluk, günü kurtarma derdine düşmüş. Bırakın yarını, ileriyi, çok ileriyi; burunlarımızın ucunu bile göremiyoruz!
Boş otururken VATANDAŞ sözcüğüne birkaç kafiye uydurayım dedim:
YATANDAŞ: Askerlikte yan gelip yatmayanlar, askerlikle ilişkileri bitince rahatça yatar uyurlar. Etliye, sütlüye hiç bulaşmazlar. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın deyip, yatarlar. Kimi parkta yatar, kimi yatta yatar. Kimi de mapus damında...
SATANDAŞ: Geçim zorluğu çeken vatandaş,bankaların dağıttığı kredilerle bir müddet zevahiri idare eder. Borcunu ödeyemeyecek duruma gelince neyi var neyi yok satar.
KAÇANDAŞ: Önce alacaklılardan kurtulmak için adres değiştirir. Sonra şehri, daha sonra ülkeyi terkeder.
KATANDAŞ: Bu tür, eskiden süte su katardı. Artık su daha pahalı olunca, suya süt katarak su diye satar. Suratına tükürsen "yarabbi şükür!" der.
BATANDAŞ: Sattığı malı alan kalmayınca, kepengi kapatır. Donuna kadar haciz ederler, mötü bile açıkta kalır.
YAKANDAŞ: Bunlar, 2B mevzuatı uğruna orman yakar. Canını sıkanların başını yakar.
YALANDAŞ: Milletin gözünün içine baka baka yalana dolan katıp keseciği doldururlar.
YAZANDAŞ: Eli kalem tutan yazar. Şiir yazar, hikaye, senaryo, köşe, fıkra yazar, internete blog yazar. Kimi kılıç sokar böğrüne, kimi saat köstek donanır. Kimi uçaklarda, kimi şubelerde dolaşır.
BLOGDAŞ: Bir kısmı her gün taze taze yumurtlar, bir kısmı çocukken yazdığı şiirleri yayınlar. Kimi kafa göz yarar, kimi bayağı işe yarar. Kimi "bilok" yazar, kimi "blog" yazar. Ne yazar ki benim kalem, delidolu birkaç kelam!
Milliyet Blog/Yorumlar
pireli şiir
Bu ne acayip bilmece!
Ne gündüz biter, ne gece.
Kime söyleriz derdimizi;
Ne hekim anlar, ne hoca.
Kimi işinde gücünde,
Kiminin donu yok kıçında.
Ağız var, burun var, kulak var;
Ama hepsi başka biçimde..
Kimi peygambere inanır;
Kimi saat köstek donanır;
Kimi katip olur, yazı yazar;
Kimi sokaklarda dilenir.
Kimi kılıç takar böğrüne;
Kimi uyar dünya seyrine:
Karı hesabına geceleri,
Gündüzleri baba hayrına.
Bu düzen böyle mi gidecek ?
Pireler filleri yutacak;
Yedi nüfuslu haneye
Üç buçuk tayın yetecek?
Karışık bir iş vesselâm.
Deli dolu yazar kalem.
Yazdığı da ne ? Bir sürü
ipe sapa gelmez kelâm...
Orhan Veli Kanık ( 1914 - 1950 )
tıkla!>>melih kibar'dan dinle>>
"Ihlamurlar Altında" Dubai'de, Dubai Ihlamur'da!
"IHLAMURLAR ALTINDA
Önemli bir Arap ülkesinde yaşayan bir yakınım, “Müthiş bir Türk dizileri furyası yaşanıyor” diye özetledi olan-biteni. 'Ihlamurlar Altında' ve 'Gümüş' adlı diziler yayına alınmış; hafta-içi her gün dizi yayınlama âdeti var Arap televizyonlarında, ikinci haftadan itibaren bizim dizilerin reytingi tepeye vurmuş... “Yayın saatinde sokaklar boşalıyor, trafik rahatlıyor” diye anlattı gözle görünür durumu aynı yakınım.
http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=11325&y=TahaKivanc"
***
"Dünya çapında 75 ülkede 180 mağaza ve 5 bin satış noktasına ulaşan İstikbal Mobilya, yeni rota olarak belirlediği Ortadoğu`daki konumunu, Arap kanallarında beğeniyle izlenen Türk dizileriyle pekiştirecek. Bölgedeki yayılma hedefini Birleşik Arap Emirlikleri`nin merkezi konumundaki Dubai`de basın toplantısı ile duyuran İstikbal, Arap televizyon kanallarında yayına giren reklam filmini de tanıttı. Filimin kahramanı olarak Ihlamurlar Altında dizisiyle Arapların gönlünde taht kuran Bülent İnal seçildi. `Ihlamurlar Altında` dizisi ile beğeni toplayan ve bu sezon `Kalpsiz Adam` dizisi ile ekranlara gelen İnal, İstikbal Mobilya`nın Ortadoğu`da başlattığı kampanyanın reklam yüzü olarak beğeni topluyor.
http://www.tumgazeteler.com/?a=4344013 YILMAZ YILDIZ/DUBAİ"
***
Bizim "ıhlamurlar" dizi ve reklam olarak Dubai'de çok sevilmiş anlaşılan.
Biz de burada şimdi, Beşiktaş'ın "baba"sı Hakkı Yeten'in adı verilen Ihlamur caddesini Dubai'ye çevirmeye çalışıyoruz. Ihlamur Köşkü'nden Şişli yönüne doğru yürümeye başlarsanız, bir sürü gökdelen silueti ve palmiyelerle kendinizi Birleşik Arap Emirlikleri'nde sanırsınız.
BJK'nın arazisi, üç gökdelen, bir alışveriş merkezi ve bir hastane ile dev bir komplekse dönüştürülürken, yol kenarına onlarca dev palmiye dikildi. İki yıl önce de Haydar Aliyev Parkı'nın çevresi palmiyelerle donatılmıştı.
Ihlamur Köşkü, Ihlamur semti, Ihlamur Deresi, Ihlamur Yıldız caddesi, Ihlamur Teşvikiye, Ihlamur Nişantaş caddeleri.. Güzelim, mis kokulu her derde deva ıhlamur ağacı. Bu toprağın ağacı.. Sen kalk, semte adını vermiş ağaç dururken çöl iklimi ağacını dik, tonla para ver, bakımı için de uğraş dur.
Palmiye de güzel ağaç, ama hepsi yerinde güzel. Bakalım Ihlamur Deresi'nde Dubai palmiyeleri tutacak mı?
Milliyet Blog/Yorumlar>>
koyunların sessizliği
ne "gibi"si len!...
Memleketin birinde 3 kere camiye gitmeyeni idam ediyorlarmış.
Usulen idam edilmeden once 3 dileğini yerine getiriyorlarmış.
Adamın teki 3 kere gitmemiş ve tabii yakalanmış.
İdam edilmeden önce sormuşlar:
- İlk dileğin ne?
- Vezirin karısını istiyorum! Vezir: 'olmaz' dese de padişah 'mecbursun'
demiş ve adam vezirin karısıyla beraber olmuş.
Adam ikinci dileği olarak padişahın karısıyla beraber olmayi seçmiş. Bu sefer padisah
'hayır'dese de herkes itiraz edince mecbur kalmış.
- Son dileğin ne?
Adam, bir vezire, bir padişaha bakmaya baslamış.
Aradan 5 dakika geçtikten sonra vezir bakmış namus elden gidecek:
- Ben bunu sanki camide gördum gibi geldi, deyince padişah da:
- Ne gibisi lan ! YANIMDA KILIYORDU...
obama-kale mi, top mu?
lâğımcı
Günlerden bir gün atölyenin helâsı tıkanmıştı. Önceleri fostik ve sıcak su dökerek biraz açabiliyorduk. Sonra bu önlem de işe yaramadı, klozet dolu vaziyette kaldı. Su dökünce yerlere taşıyordu. Elemanlar hacetlerini sağda solda görmeye başladı.
Baktım olmayacak, kahveden lâğımcı Osman Çavuş'u çağırttım. Geldi, baktı. "Ben bunu açarım,250 kâğıdını alırım." dedi. Pazarlık mazarlık, 200 papele anlaştık.
Yarım saat sonra Osman Çavuş yanında bir adamla kazma, kürek ve telden ibaret edevatla geldi...
- Ne yapacaksın o kazmalarla?"
- Boruyu bulmak için ocak açacağız."
- Aman çavuş, paradyeni daha yeni yaptırdım."
- Ben bu inşaatın yapılışını bilirim. Merak etme, bir ocakla işi bitiririm.
Osman Çavuşlar avuçları tükürüpleyip kazmalarla giriştiler. Boru falan çıkmadı. Biraz daha kazdılar yine çıkmadı.
- Ne olacak şimdi?
- Bir ocak daha açsak buluruz.
- Aman abi gözünü seveyim! Bu sefer bul, mahfedersin beni haaa!
Osman Çavuş, istikamet tayin etti adımladı, ölçtü biçti: "Tamam burası" deyip , orayı da kazdı. Yine bir şey çıkmadı. Bende de ipin ucu kaçtı artık. Yeter ki iş bitsin diyerek, hiç karışmadım, bıraktım kendi haline...
60 m2 yer, köstebekli tarlaya döndü. Dükkân tamamen delik deşik olunca boru bulundu, tel sokuldu, bir topak çaput çıktı.
Mermerci geldi, paradyeni yeniledi.
Bir müddet sonra kenef tekrar tıkandı. Kalfa:
- Osman Çavuş'u çağırayım.
- Yok olmaz!
- Usta, o kadar para verdik. Gelsin yapsın!
- Aman ha, istemem.
Derken, tesadüfen sokaktan "lağumciii" diye geçen adamı çağırttım. Durumu gördü. Pazarlık ettik, 50 liraya anlaştık.
- Ama kazma yok!
- Tamam.
Adam eline bir poşet geçirdi, klozetin içine daldırıp bir karıştırdı. Birkaç topak çıkarıp attı. 5-6 teneke su döktü, şakır şakır gitti. Kalfa: "Usta 50 lira verme. Ne yaptı ki?" dedi.
Bense lâğımcıyı, sarılıp öptüm. Teşekkür edip, 200 lira verdim.
Bir daha lâğım sorunum olmadı.
Milliyet Blog/Yorumlar>>
güle güle bush
komşu kadınlar
İki komşu kadın hafta sonu kocaları olmadan yemeğe çıkmışlar.
Yemekten sonra bara falan derken sabaha doğru iyice sarhoş eve yürümeye başlamışlar.
İyice sıkıştıklarını farketmişler ama etrafta tuvalet falan bulamamışlar. Bir mezarlığın yanından geçerken biri
- Hadi şurada yapalım kimse görmeden_!
Başka çare de yok, korka korka girip bir kenarda işlerini bitirmişler.
Temizlenmek için bir şey bulamadıklarından biri külodunu çıkarıp kullanmış, diğeri eve böyle dönemem diye oradaki çelenklerden düşmüş bir bandı alıp kullanmış.
Sabah kocalardan biri uyanıp karısını donsuz olarak sızmış görünce telefona sarılıp öbürünü aramış:
- Yahu biz fena boynuzlandık galiba. Karım eve sabaha karşı ve donsuz olarak dönmüş...
- Sen gene iyisin , bizimkinin kıçına 'seni asla unutmayacağız' diye bir de kart yapıştırmışlar..
hatıra ormanı
gazze ve silgi
sualtı araması
hitler sinirlendi!
tenten 80 yaşında
Tenten'in 80. doğumgünü kutlamaları,14 Ocak günü başlayacak
ve Brüksel Garı'nda, çizgi kahramanın onuruna yapılan büyük bir duvar resmi halka açılacak.
her eve lâzım
Temel'i süpermarketin önünde kocaman bir orkid paketiyle gören Cemal ne yapacağını sorunca,
Temel: "Puninla tenis oyniyepilirsun, pisiklete binebilirsun, ata binebilürsun, tenuze cirebilürsun" demiş.
***
nazım vatandaş oldu
adalar'da siyaset-karikatürü benden
aday gökçek
bir bakalım, halk ne alemde?...
Hans Fallada'nın romanından Yılmaz Onay'ın oyunlaştırdığı ve ilk kez Ankara Sanat Tiyatrosu'nda (AST) sahnelediği
"Küçük Adam Ne Oldu Sana?"adlı oyun, ekonomik bunalımın sarsıntılarının hissedildiği Almanya'da Nazi iktidarı sırasında geçen bir aşk hikâyesini anlatıyor.
Bu oyunda seslendirilen 'Ekonomi Bilmecesi' adlı şarkının sözlerini Yılmaz Onay yazmış, bestesini Timur Selçuk yapmıştı.
Bu şarkının sözlerinin anlamı aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ tazeliğini koruyor.
ekonomi tıkırında
EKONOMİ BİLMECESİ
ekonomi tıkırında
kriz var, kriz var bunalım var.
işveren zor durumda işçiyi bağrına basar
reva mı bu efendim bunalım bundan doğar
demek ki ne yapmalı paradan at bir sıfır
artsın öyle fiyatlar
işçi fazla at gitsin
işsizlik pahalılık konjonktür, enflasyon milletçe fedakarlık
kriz bunalım derken, bilançoya bir baktık:
bu yıl iki misli kâr, hayret şu işe bak sen
nerden geldi bu kârlar, kime gitti bu kârlar
aman kimse sormasın
kim kazandı bu işten, aman kimse duymasın
ekonomi tıkırında, ekonomi tıkırında
oyna vatandaş oyna, ekonomi tıkırında
Yılmaz ONAY
hoşgeldin 2009
gazze
banka diyalogları
- Iyi günler, hosgeldiniz, nasil yardimci olabilirim?
- Para çekemiyorum ben...
- Sifrenizi yanlis giriyormussunuz Ahmet bey!...
- Sifre mi? Benim sifrem hep aynidir, Istanbul'un kurtulusu...
- Lütfen, bana sifreyi söylemeyin efendim.
- Hah, tamam hatirladim, 1956!!!
- Efendim o Istanbul'un kurtulusu degil ama...
- Yaaaa!... Kaçti Istanbul'un kurtulusu?
- Efendim ben malesef söyleyemem bunu size.
- Niye sen de mi bilmiyosun?...
- Biliyorum, ama güvenlik açisindan benim sifreyi bilmemem gerekiyor.
- Ben sana sifreyi sormuyorum ki!... Istanbul'un kurtulusunu soruyorum.
- Evet, ama... ???!!!
***
yeni yıl tebrik
yılbaşı vitrini, zaman ve eriyen kardan adam
Gireyim mi, girmeyeyim mi? Şimdiden geri saymaya başlasam mı, yoksa en son saniyeye bırakıp, birden geri mi saysam? Biiiir.... sıfır. Oleeeey!!! N'oldu abi, girdik di mi? Emin misin? "Yamyam" yazan balon nerede? Getirin patlatalım, komşuları çatlatalım!
Zaman, mekân varsa var. Akıp giden zaman, eriyip giden zaman. Zalim zaman! Bozuk para gibi harcanan gariban zaman...
Hiç bir şey yoktan var, vardan da yok olmuyor. Einstein teorisi...
Salvador Dali, eritmiş saatleri, uçurmuş masayı iskemleyi, dondurmuş zamanı. Bir an içinde olsa... Dahi de demişler, deli de... Dali'de "Dahi değilsen bile öyleymiş gibi yap!" demiş. "Deliden tek farkım, benim deli olmamamdır" demiş
Hoca Nasrettin eşeğine ters binmiş. Dünyanın merkezi eşeğinin sağ arka ayağının bastığı yermiş. Karısı ölürse küçük kıyamet eşeği ölürse büyük kıyamet koparmış, Hoca da zamanı durdurmuş. Asırlar geçmiş, hala yaşıyor... Onun zamanı yok. Dali de durdurmuş zamanı fotoğraflarında. Biri kedi atmış, biri sandalye, biri bir kova su... Dali de zıplamış, kamera dondurmuş zamanı. Dali havada asılı kalmış. Hala hafızalarda öyle duruyor.
Bizim yılbaşı vitrinimiz, bir bayramı değil, akıp giden eriyen zamanı betimlemek. Devinimi irdelemek. Geçen zaman nereye gidiyor? Bir yerlerde birikiyor mu, yoksa buharlaşıyor mu? Yok mu oluyor ya da?
Gelecek zaman var mı? Yoksa zaten gelecekte miyiz? Geçmişimiz nerede, hani? Tutabiliyor muyuz elimizle, görebiliyor muyuz gözümüzle? Bir pirenin zaman mevhumuyla, bir filin zaman mevhumu aynı mı?
Kardan adam eriyor, yok olmuyor. Su olup buharlaşıyor. Seneye belki başka bir yerde kar olup yağacak. Başka yerdeki çocuk, onu yeniden bir kardan adam yapacak ve o kardan adam yine buharlaşacak...
Mum yanacak, dibine ışık vermeyecek, eriyip şekil değiştirecek. Bir gün başka bir yerde yine bir mum olacak, yine yanacak ışık verecek, dibi gölge olacak. Umut ışığı da hala yanıyor. Sönmez zaten, sönse bile yakacak bir şey bulunur.
2009da ne olur bilmiyorum ama 2010da İstanbul, kesin "Kültür Başkenti" olur!
Haydi gireyim bari, buraya kadar geldik nasılsa. Geri dönemem, geri sayarım...
Biiir...
ilgili blog: Yılbaşı Konsept Tasarım Yarışması >> http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=151743
Milliyet Blog/Yorumlar>>
özür
Yılbaşı Konsept Tasarım Yarışması
Salvador Dali'nin eserlerinde vurguladığı en önemli kavram,"zaman". Yılbaşı da, yeni bir yılın gelişiyle eriyip giden zaman değil mi?
Papa Nikola, Anadolu topraklarında yaşamış bir hrıstiyan azizi,bilinen adı"Noel Baba".
"Nasrettin Hoca" ise,Akşehir'li nüktedan filozofumuz. Eşeği öldüğünde "büyük kıyamet".
Her üçü de tüm dünyanın tanıyıp sevdiği kişilikler.
Birinin kedisi, birinin geyiği, birinin eşeği var.
Bu yıl BMD (Birleşik Markalar Derneği) başkanı seçilen dostum Ekrem Akyiğit'i tebrik için, bayram öncesi telefon açtım. Laf arasında,"Yılbaşı vitrin yarışmaları yapılıyor, benim her şey bittikten sonra haberim oluyor!" diye şakayla karışık sitem ettim.
Akyiğit,"Yok ya, 19 una kadar katılma olanağı var. Zaten yarışmayı bizim dernek, Hürriyet(Look) işbirliğiyle düzenliyor. Ben de, dernek başkanı sıfatıyla olağan olarak katılmam lazım. Bir proje hazırla gel konuşalım." dedi.
Dali'nin suretini, Noel Baba'nın geyiğine Hoca gibi ters oturttum.
Geyiğin gövdesi teneke soba,çevre kirliliği ve ekonomik sıkıntıları; Erimesine ağlayan kardan adam, küresel ısınmayı; kesilmiş ve Dali'nin destek sopalarına mevta gibi yatırılmış çam ağacıyla, katledilen doğayı;eriyen saatlerle, mumlarla kayıp giden zamanı; hediye paketiyle, dostların hatırlanmasını betimledim.
Konsept bir yarışma olduğu için, Odakule-Collezione mağaza içi ve dışını da yarışma teması ile bütünleştirdik. Firmanın Görsel Müdürü Arda Çokşen ve Detay Manken Görsel Müdürü Ömür Avus proje uygulamasını ekipleriyle gerçekleştirdi.
Yarışma vitrinini ziyaret edenlere çam fidanları armağan ediliyor. Ziyaretçiler mağaza girişindeki (Noel Baba) Dali maketleriyle hatıra fotoğrafları çektiriyor.
Yarışma birincisi ABD, ikinci ve üçüncü tasarımcılar ise Avrupa'daki konuyla ilgili sergilere gönderilecek.
Allah kısmet ederse, "Sevgililer Günü" projesi de kafamda hazır. İzleyicilerin tepkisi çok önemli. Çünkü ona göre "Tamam mı- Devam mı?" olacak.
Orhan Veli Kanık'ın bir dizesi,"Camekanların önü bedava!". Hakikaten de öyle. O zaman vitrinler halka bir şeyler vermeli. Sinema olmalı, tiyatro olmalı, karikatür olmalı, tablo olmalı, şiir olmalı,hikaye olmalı, tarih olmalı.
Halk eğitiminde vitrinlere de görev düşüyor. Mağazacılar vitrinlerine etiketlerden başka şeyler de koymalı!
Hazırlanış Videosu
Milliyet Blog/Yorumlar>>
kubilay'ı anma günü
yerli malı
2009 seçim
obama baba istanbul'da
doğalgaz faydalıdır!
Boğaz Köprüsü maliyeti kurtarınca, vatandaş üstünden bedavaya geçecekti!...
Doğalgaz, hem ucuz hem temiz bir yakıt olarak kullanılacaktı... Hava kirliliğini önleyecekti. Boru hattının geçtiği sokaklardaki apartmanlar, zorla doğalgaz abonesi yaptırıldı.
Gaza geçişten önce, karakışın tam bastırdığında kalorifere kömür bulmak, okyanusta pire bulmak kadar zordu. Bulunan da çok pahalıya mal oluyordu.
Hanımın ailesi odun-kömür işi yaptığından, apartman sakinlerinden aidat toplama riskini de göze alarak yönetici oldum. O dönemde apartmanın önünden boru hattı döşemesi de tamamlandı. Bendeniz de işi gücü bırakıp, çeşitli sıkıntılara katlanarak "İgdaş" zaruri aboneliğini, apartman adına gerçekleştirdim.
Şimdiki yönetici kardeşimiz, doğalgazı ilaç gibi kullanmasına rağmen aidatlar durmadan yükseliyor. "Cep delik, cepken delik!"
Sigara yasağı, neredeyse cepte taşıma seviyesine gelecek. Memleket, sigara içilmeyince "dumansız hava sahası" olmuş. Etraf, sağlıklı insanlarla dolmuş. Hatta, mezardaki ölüler bile ayaklanmış! Mahalli seçime katılacakları günü sabırsızlıkla bekliyorlar!
Bedava kömür ise havayı kirletmez!
Kömür kazanını da yok pahasına hurdacıya verdik! Apartmana, merkezi teneke soba sistemi mi kursak?
Yaşasın dumansız hava sahası! Yaşasın bedava kömür, bedava temiz hava!...
Ben halâ, köprüden ne zaman bedava geçeceğime taktım kafayı!
Milliyet Blog-Yorumlar>>
bana müsaade
noel baba dağıtıyor
2009 un doğumu
başkanlık hatırası
kimlik sorma!
telekulak
içim dışım birdir benim
kim kazandı?
gökçek-kılıçdaroğlu
güzel havalar
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım
..........
..........
Orhan Veli Kanık
6 milyon seçmen
bayram kutlaması
kredi kartıyla kurban kesilir mi?
haydi anne!
haydi anne!
aç artık şu sandığı,
saç solgun resimleri ortalık yere.
çamaşır çitile güzel sesinle,
hüzzam şarkılar söyle uzaklardan,
o bakır leğende yıka beni,
beş yaşıma götür beni.
ekmeğime 'vita' sür, tuz ek,
sokağa sal beni.
balonlarını oku bana,
resimli romanların.
yaz akşamları
bir kilo çekirdek ve battaniyelerle,
'haydar' sinemasına gidelim.
'kadınlar pazarı'na gidelim.
babama çifti yirmibeşe çiroz alalım.
'çırçır'a gönder beni,'kasap naci'ye,
ikiyüzelli gram orta yağlı kıyma alayım.
aslında kekeme olan
'bakkal kudret' amca su gibi ezan okusun
'sankiyedim' minaresinden, ara sıra.
cicozlarımı bul bana,
karamela kağıtlarımı, gazoz kapaklarımı...
beraber yaptığımız çıtalıyı çıkar,
horoz şekerciyi çıkar,
silivri'li yoğurtçudan kaymaklı yoğurt al,
akşam simidi al simitçiden, gevrek.
haydi anne,
sandığı kapat, üstümü de ört.
ninnimi de söyle,
uykum da geldi zaten.
Mahmut Celal Sanlı
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
sahte polis
karikatürüm işe yaramış!
MAMUT NERDESİN?
Yazan: admin Tarih: Kas 22nd, 2008 | Kategori:: Biyoteknoloji, Klonlama, Nükleik asitler
Mamutlar, günümüzden 1.6 milyon ile 100 bin yıl öncesine denk gelen Pleistocene dönemde Afrika, Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika'da yaşadı. Sonrası dinazorların başına gelenlerle benzer bir hikaye mamutların başına geldi.Mamutlar günümüzdeki fillerin atası kabul ediliyor. Mamutların 15-20 bin yıl önce yok olduğu sanılıyor. Yeni yapılan bir araştırmada, mamutların neslinin tükenmesinde insanoğlunun parmağı olmadığı anlaşıldı. "Nature"; dergisinin son sayısında yayımlanan araştırma, mamutları, vahşi atları ve tüylü gergedanları yok etmekle suçlanan tarih öncesi insanını büyük ölçüde aklıyor.
Alaska Üniversitesi'nden Dale Guthrie'nin yönettiği araştırma, buzul çağının sonunda bu hayvanların neslinin tükenmesine iklim değişikliğinin yol açtığını gösteriyor.
Mamutlarla ilgili kısa bir bilgiden sonra gelelim MAMUT NERDESİN ? sorusunun cevabına..
Mamutlar artık yok ama ta ki son 14 yılın en önemli buluntusu gerçekleşene kadar. Sibirya'da bir balıkçı, tamamı korunmuş olan bir mamut iskeleti buldu. Bilim adamları bölgede mamut iskeletlerinin nadir görüldüğünü söylüyor.
Mamut kalıntıları, Rusya'nın Krasnoyarsk bölgesindeki sular çekildiğinde ortaya çıktı. 50 yaşlarında öldüğü sanılan mamutun omurgası, kafatası, dişleri ve fildişleri tamamen korunmuş. Klonlama teknojisindeki ilerleme ve 16 yıl dondurulan bir farenin klonlanabilmesi bilim adamlarını umutlandırdı. Bilim şimdi gözünü tarih öncesi yaratıklara dikti! Evet tahmin edeceğiniz gibi bir tutam mamut tüyünden alınan DNA lar klonlamada kullanılarak tarih öncesinin bu dev varlıkları geri getirilmeye çalışılıyor.Bir an için JURASSIC PARK filminin senaryosunu hatırladımm Acaba diyorum Mamutlar kontrol altında tutulamazsa...
http://bioloji.net/
enflasyon sepetinde "deve eti" kalemi!
Dün, 28 yıldır her hafta üzerime vazife edindiğim Sedat Yaşayan hocamın pazar bulmacasını çözmeye çalışırken, bir yandan da televizyonda zıplama yapıyordum. Emin Çölaşan'la, Mustafa Balbay'ın muhabbetlerinin tam ortasına düştüm.
"-Emin abi, şimdi sana bir şey söyleyeceğim... Ama, sakın "yok deve!" deme.
-Demem demem Mustafa, her şeye alıştık artık... Anlat bakalım.
-Emin abi, bu ayki enflasyon sepetine baktın mı?
-Yok,bakmadım... Ne var?
-Abi, bu ayki sepete "deve eti" diye bir kalem koymuşlar.
-YOK DEVE!...
-Valla abi, inanmazsan aç bak.
-Bunlar koyar abicim.Önümüzdeki ay da eşşek eti koyarlar. Kesin bilemem ama eşşek etini, deve etinden daha fazla yediriyorlardır hiç olmazsa millete. Bak o daha mantıklı olur. Lan, kaç kişi deve yiyor memlekette!
-...
-Ama doğru ya! Havaalanı pistinde falan kesiyorlar ya ondandır! Deveyi de koymak lazım, eşşeği de!"
Televizyonda rastgelmiştim; kadıncağız et olarak ayda bir kez 250 gram kıyma alıp, ondan 5 çeşit yemek çıkarıyordu. Bir kaşık ta arttırıyordu. Deveyi bırak, vatandaşın et yeme durumu çoğunluk böyle.
Bulmacaya döndüm tekrar. Soldan sağa,üçün üçü: "Erzincan yöresine özgü, yoğurt ve yufkayla yapılan bir yemek?". Sedat hoca da artık etsiz tarifler soruyor. "İSİRİN"miş cevabı. İsirin, isirin yiyin artık.
Belki de TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) - eski DİE (Devlet İstatistik Enstitüsü) haklıdır. Önümüz bayram... Deve kesen de olabilir. Onları da hesaba katmak lazım!
Milliyet Blog/Yorumlar>>
lozan masası
kurban bağışı toplanır
turnike
alavere
YARISI DEĞİL
Kapalı bir yerde yapılan kalabalık,
politik bir toplantıda kafası kızan bir taraftar ayağa kalkıp bağırmış:
- Bu toplantıya katılanların yarısı aptal!
Her taraftan protestolar yağmaya başlamış:
-Sözünü geri al!
-Sen kim oluyorsun?
-Atın şunu dışarı?
Adam bakmış olacak gibi değil, kabul etmiş.
-Peki sözümü geri alıyorum, bu toplantıya katılanların yarısı aptal değil.
ıssız adam
"O GÜZEL GÖZLÜ KIZ
'Elektrik aldım!' diye bir laf var ya, bendeniz ondan bir kere aldım! O kadar toprağa bastım, elektrik hala üstümde; bir türlü atamıyorum! Vicdan azabı, yiyor beni...Neden onu terkettim?
Neden onu terkettim, biliyor musunuz? Gayet basit; ben evlenmeye hazır değildim. Ama o benimle evlenmeyi çok istiyordu. O güzel gözlü kız, beni çok seviyordu. Ben de onu çok sevdiğimi, geç anladım. Unutamıyorum!.. Bir daha hiç görmedim... Bir ara duydum, evlenmiş ayrılmış. Şimdi 50 yaşında. Acaba, hayat onu da benim kadar yıpratmış mıdır? Bendeki hayali gibi güzel mi? Meğer ben, o güzel gözlü kıza aşıkmışım da, haberim yokmuş! Vay aptal vay!... Bedduasını mı yedim nedir; iki yakam bir araya gelmez!
Eskiden, vitrin dekoratörlüğü yapıyordum. Şişli'de yeni açılacak bir mağaza, beni vitrin tanzimine çağırmıştı. Gittim... Kızlar, yere oturmuş kazaklara etiket takıyordu.Kapıdan girdiğimde, ceylan gözlü kızın gözleriyle gözlerim çakıştı.Aman allahım! Berbat oldum. Onun da öyle olduğunu hissettim. İşte, "elektrik almak" budur. Bizimki, kaçak elektrik değildi! Gerçekti...Çarpan cinsinden!
Acaba, o güzel gözlü kız; nereye gitti?"
Böyle yazmıştım 15 ağustos 2007 tarihli yazımı. Ve 17 temmuz 2007 de de, "PASTANEDE ÇALIŞAN KIZ"ı yazmışım:
"Yanakları, al aldı. Gözlerini insanların gözlerinden kaçırırdı.
Gözleri elaydı, menevişliydi...
Çok utangaçtı.
Ayaklarında plastik terlikler vardı, bilekleri kalındı.
Göğsünde pembe biyeli beyaz bir önlük olurdu.
Entarisi, çiçekli basmadandı.
Dudakları, kırmızı gül misali...
Saçı kumraldı, ama telleri güneş vurunca, sarı sarı parlardı.
Dükkan,her zaman taze kurabiye kokardı.
Kapının dışı da...
Hatta bütün sokak!
Camekanda sıcak poğaçalar dururdu.
İçerde, üç adet küçük yuvarlak masa vardı.
Masaları, hiçbir zaman dolu göremezdiniz.
Patron, sabahın köründe fırındaki işini halledip giderdi.
Dükkan, bütün gün kıza kalırdı.
Bana göre, o kız çok güzeldi.
O kasabanın, en güzel dükkanı, o pastaneydi.
Kasabanın en güzel kızı, o pastanedeydi.
Pastane, her zaman taze kurabiye kokardı;
O kız da...
Ben, kapıdan geçerken koklardım.
Çok güzel kokardı.
Ve...
İtiraf ediyorum;
Vallahi billahi,
Ben o kıza fena aşıktım!"
"ISSIZ ADAM" filmini yukarıdaki satırları yazmış bir adam olarak izledim. Alper bendim. Ada, "O Güzel Gözlü Kız" dı, "Pastanede Çalışan Kız"dı...
Bağımsız bir erkek, bağımsız bir kız... İkisi de cinsellikte her şeyi yaşıyor. Kız artık evlenip bir yuva kurmak istiyor.
Erkek ise yaşadığı hayattan kopamayacağını sanıyor. Kızı bırakıyor. Ada'da, Adam'da içlerindeki ukdeyle Issız Ada'larında yaşamaya devam ediyor...
Kent insanlarını anlatan Fransız Sineması tadında, Son zamanlarda yer bulamayıp, bir sonraki seansı tam dolu bir salonda izlediğim bir film "Issız Adam".
45 lik plaklar tadında... Yarım kalan bir aşkın burukluğunda...
Milliyet Blog/Yorumlar>>
http://sinema.milliyet.com.tr/
akıl eksik
taksim'deki
kaçak anıtın,
son anları!
Dün akşam, küçük oğlumla İstiklal'e bir işe bakmaya gittik. Baktığımız yer Odakule'deydi. İş bitince taksiye, Galatasaray'dan mı binelim derken, Taksim'e kadar yürüdük. Tam oradan taksiye binecekken oğlum,"kaçak anıtı gördün mü baba?" deyince, "hadi ordan len oğlum,Taksim'in göbeğinde kaçak anıt olur mu?"!.. "valla!" dedi.
Gittik AKM'nin önündeki alana. Baktım pırıl pırıl direğiyle dev bayrağımız. Direğin kaidesi de çok güzel. Siyah mermer üstüne Ata'nın pirinç maskı ve altında "Gençliğe Hitabe"si. Şahane, muhteşem... Arkasında yuvarlak bir havuz, herhalde fıskiye gösterimi için...
"Böyle kaçağa can kurban oğlum! Sen çek bakalım fotoğrafımı da hatıra kalsın, yıkarlar mıkarlar nemelazım dedim.
Şimdi TV de izledim, dün gece belediye gidip yıkmış orayı. Vay be! dedim. Demek, anıtın yıkılmadan önceki son resmini biz çekmişiz. Bilseydim, biraz daha bekleyip yıkımı da çekecekmişiz.
Kaçaksa yıkılacak tabi. Ama çok güzel olmuştu be! Kaçak olmayan ne ucube heykeller var. İnşaallah onları da yıkarlar.
Bir fotoğraf ta AKM nin önünde çektirdim. Ne olur, ne olmaz...
Bulunsun!..
17 kasım 2008
Milliyet Blog/ Yorumlar>>
ÖZLEMLERLE HÜZÜNLERDEYİM.... 29/06/2008
Nasıl özlüyorum çocukluğumu.. Tahta kapısı kocaman bahçeye açılan,
tahtadan,
yeşil panjurlu,
tek katlı evini
çocukluğumun...
Mor, pembe beyaz akşam sefalarının baygın güzel kokusunun
esintiyle bahçeye yayılışını...
Geceleri , karanlıkta Yenidünya ağacının dökülmüş kuru
yapraklarının hışırtısından ürküp başımı yorganın altına
sakladığımı,
Akşamın karanlığı çökene dek sokakta ,
ellerim çamurlu,
yüzüm toz toprak ve terle alaca bulaca, dudaklarım
yediğim meyve ve şekerle boyanmış, çocuk oyunlarımı
doyasıya oynadığım
o güzel zamanlarımı özlüyorum...
***
Neriman Hanım teyze,
müsaitseniz annemler size gelecekler" demeyi özlüyorum...
Komşularımızla, mahalledeki arkadaşlarla içtenlikli
birlikteliği,
çıkarsız paylaşmayı özlüyorum...
Kahveyi yeşil çekirdek alırlardı önce,
uzun saplı ,yuvarlak bi kapta bahçede yakılan
ateşte evire çevire
kavururlardı sonra.
Toplanılırdı büyük küçük hep birlikte bahçede.
Kocaman taş dibekte, ağır kocaman demir bi elle dövülürdü
kahve...
Güle söyleye... Mis gibi kokusu yayılırdı etrafa... Anneler,
ablalar oturup höpürdete höpürdete içerlerdi...
Bize vermezlerdi, "kara olursunuz arap gibi" derlerdi...
Çocukça saflıkla inanırdık yalnızca o mis gibi,
buram buram kokan kahve kokusu dolardı içimize... O kahve kokusunu
özlüyorum....
Yemyeşil çayır çimenlik ve
göz alabildiğince büyük olan oyun
oynadığımız yerleri ,
meyve ağaçları, akasyalarla dolu
bahçeleri özlüyorum.
***
Kedilerimizle, köpeklerimizle korkmadan koyun koyuna yattığımız,
oynadığımız,
şakalara ağız dolusu gülebildiğimiz zamanları
özlüyorum..
***
Kendi yaptığımız çırpı bebekleri, gazoz kapakları, boş ilaç
kutular ile yaptığım oyuncaklarımı ,
bebeklerimize diktiğimiz
bez elbiseleri bile
özlüyorum...
Öğretmenlerimizi ilah gibi gördüğümüz, selam
verirken bile
heyecanlanıp titreştiğimiz zamanları özlüyorum.
Çocukluğumu çocuk gibi yaşayabilen şanslı biriyim
ben...
Şimdilerde çocuk
olduğunu anlamadan yaşayan,
taş yığınları, test soruları
arasında,
düğmesine basılınca yürüyen arabalar, konuşan bebeklerle
oynamaktan
keyif alamayan , çocukça yaşayamayan çocuklara üzülüyorum...
Yaşamın ağırlığı, kopkoyu umutsuzlukları ile çocuk
olamadan , genç olan,
gençlik heyecanlarıyla , tüketicilik, moda,
yapaylıklar arasında o güzelim gençlik zamanını tüketen ,
Aşklarına
bile sahip çıkamayan,
sevgisiz, duyarsız yaşayan gençlere
üzülüyorum...
Özlemler, hüzünler ve
umutsuzluklarla şimdi öylesine yaşıyorum işte...
Tekdüze,
yalnız ve hüzünlerde..
Yarından
korkarak......
Sağlıcakla yaşayın siz yine de...
keşkeleriniz ,
özlemleriniz ,
umutlarınızdan, güzelliklerden az olsun hep.
Milliyet Blog/Yorumlar>>
kenya'dan gelen akrabalar
hamdolsun, teğet geçti
mustafa mumcu'nun milliyet blog yazısı:
"bize bi şey olmaz, teğet geçer" (tıkla)
dondurma fabrikasına, 10.000 keçi işe alınacak
maskeler
küçük mamıt
mustafa sevilmez mi?
eve gidince olacak mı?
kanjira
murat-124
Temel, yıllar sonra kavuştuğu elden düşme Murat 124 arabasıyla yolculuk yaparken bir anda araba ârıza yapar.
Yolun kenarına çeker. Motor kapağını açar, ne olduğunu anlamaya çalışırken bir Ferrari yanına yanaşır.
-"Hemşerim, arabanın nesi var? İstersen senin arabayı benimkine bağlayalım, çekeyim seni ilk tamirciye kadar." der.
Çok sevinir Temel bu teklife. Hemen Murat'ı kalınca bir halatla Ferrari' nin arkasına bağlarlar. Ferrari' nin sahibi genç uyarır,
-"Ben hız yapmayı çok severim. Eğer farkında olmadan aşırı hız yaparsam, sen selektör yapar beni uyarırsın!" Temel 'Tamam!' der ve yola koyulurlar.
Bir süre sonra Ferrari gaza basmaya başlar, 60, 80, 100... derken Murat124 arkadan selektör yapar.
Ferrari durumu hatırlar ve yavaşlar, bir sure sonra Ferrari tekrar gaza basar, 70, 80,100...
Murat tekrar hatırlatır. Ferrari yavaşlar. Yollarına böyle devam ederlerken bir Lamborghini Ferrari' ye yaklaşır ve ''Kapışalım mı?' der.
Ferrari yanıtlar,
-'Nesine?'
-Lamborghini '340 km. ötedeki benzinliğe ikinci varan, ilk varanın deposunu doldurur.'
Ferrari kabul eder ve yarışa başlarlar.
120, 140, 180, 220... Gaza basmaktadırlar.
O arada trafiği kontrol eden polis helikopterinde görevli polis Genel merkeze bilgi vermektedir:
-"Komiserim, şehrin kuzeyindeki yolda trafik güvenliği tehdit altında!!! 3 araç yarış yapıyor.
Bir Ferrari ile bir Lamborghini saatte 300 km hızla yan yana gidiyorlar, arkadan da bir Murat 124 onları geçmek için 10 dakikadır selektör yapıyor"
Kürşad Tunçer-Fıkra Mutfağı Bolkepçe
44 koç
hem kaynasın, hem oynasın
amerikan köpeğini kim öldürdü?
Adamın biri New York, Central Park'ta yürüyüş yaparken, aniden kuduz bir köpeğinin küçük bir kıza saldırdığını görür.
Koşar ve köpekle boğuşmaya başlar. Hayli uzun bir uğraştan sonra üzeri yara bere içinde kaldığı halde köpeği öldürür.
Ama küçük kızın da hayatını kurtarmıştır.
Son anda bu sahneyi gören polis nefes nefese olay yerine koşar ve adamın yanına gelir. Sarılıp teşekkür etikten sonra;
-'Sen bir kahramansın, yarın bütün gazeteler seni yazacaklar.
Ve göreceksin başlık da şöyle olacak; Cesur New York'lu küçük kızın hayatını kurtardı.' der.
Adam;
-'Ama ben New York'lu değilim!' der.
Polis;
-'Fark etmez, bu durumda gazeteler şunu yazacaklar; Cesur Amerikalı küçük
kızın hayatını kurtardı' cevabını verir.
-'Ama ben Amerikalı da değilim' der adam artık şaşırarak. Polis;
-'Ya, o halde nerelisin?' diye sorunca adam cevap verir;
-"Ben Iraklıyım!'
Polis adama başka bir şey söylemez. Ama adam ertesi gün gazeteleri aldığında şöyle bir başlıkla karşılaşır;
'RADİKAL İSLAMCI, MASUM AMERİKAN KÖPEĞİNİ ÖLDÜRDÜ.'!
mala gelsin abi!
siyah-beyaz,farketmez
tam aziz nesinlik
Akrep Nalan'ın, sabah yataktan kalktığında (daha gözlüğünü takmadığı için) peluş terlikleri zannederek kaniş köpeğini giymeye kalkması... Onca uğraşmasına karşın, terlik ayağına girmeyince sinirden terliğe ( aslında canlı enik) öyle bir tekme atmış ki, yavrucuk daha havadayken can vermiştir. Nalan, gözlüğü takıp durumu görünce sinir krizi geçirdiğinden akıl ve sinir hastalıkları hastanesine yatırılır. 6 ay kadar özel bir psikiytrdan destek almış...
İşte bu, tam "Aziz Nesin'lik" tir!
Bu sabah TV de "Gazete Başlıkları" nı izlerken, "İşte bu tam Aziz Nesin'lik" ! dedim. Obama başkan seçildi diye Van'lı hemşehrilerim sevinçten 40 koç kesmiş! Bir dahaki seçimde kesin bir sandık ta oraya gönderir Obama.
Daha gerekli tetkikleri yapmadım, bilmiyorum... Obama geldi diye mi, Bush gitti diye mi bayram ediyorlar? Şahsi kanaatim; Buş gitti diyedir.
Varsayımım doğruysa, Tayyip gidince de 40 deve keserler!
Konyalılar da Kenyalı başkan için ne yapacaklar acaba? Herhalde "kaşık havası"... Trabzonlular da "hamsi tavası" !... Bendenizden "sepet havası"!..
Siyah-beyaz, benim için fark etmez. Zaten, tuttuğum takımdır. Amerika başkanlarının hepsini severim ben.
Can kardeşimiz, belgeselini yaparsa, Obamanın insan tarafını mı, zenci tarafını mı ele alır? Bilemem!...
Milliyetblog/yorumlar>>
can dündar,
yaktın "mustafa"yı eyledin viran!...
Sinema filmi değil, belgesel değil, anı değil, tanı değil! Ne idüğü belirsiz bir ucube...
Can Dündar efendi siparişi almış, koymuş papelleri cebine, döktürmüş şaheserini..."Mustafa" koymuş adını, askerlik arkadaşı sanki. Utanmasa,"Lan Mustafa" koyacak yaptığı "şey"in adını! Birçok kez "Reis Paşa" diye anılıyor Atatürk. Haydut çetesi reisi sanki. "Atatürk" desene, "gazi" desene, "Mustafa Kemal" desene! "Gazi Mustafa Kemal Paşa" desene!..
Filmi izlerken ne bir heyecan var, ne de Atatürk'ü sevdirecek bir şey. Atatürk, kendi isteklerini gerçekleştirmek için yapmış devrimleri. En yakın arkadaşlarını kudret uğruna sallandırmış. Aralara mecburen serpiştirilmiş marşlar bile, Can efendinin istihzalı anlatımına bir coşku katmıyor. Atatürk rolündeki adam, Bukowski'yi canlandırmış sanki!
Kurtuluş savaşı için, tutmuş bir de Bolşevik'lerden beşbin altın yardım almış... Vay be! Fotoğrafçılara, yontuculara pozlar vermiş, heykeller diktirmiş. Dinsizmiş ama mecburen TBMM yi hatimle, dualarla açtırmış; sonra laiklik diye halkın hiç benimsemediği bir idareyi zorla çakmış.
Atatürk, iki de bir "Beni hatırlayınız" diyen bir ruh hastası. Cumhurbaşkanlığı boyunca işret aleminde, hiç bir işe yaramayan yalnız bir alkolik. Hükümet, bir milyon dörtyüzbin dolar verip "Savarona" oyuncağını almış ona!
Çok komik! Uzaktaki toz bulutunu görünce çok korkmuş. İsyancılar geliyor, kellesi gidecek diye ödü patlamış! Adamını göndermiş, meğerse gelen sığır sürüsüymüş. Ne korkak adammış benim sevgili ATAM!... Yazı yazarken bile masada nagant duruyor. Cumhuriyeti ilan konuşmasını takma dişleri fırlamasın diye kısa kesmiş. Haa..hah..haaa.. Tabii o da insandı, ne hoş anektod değil mi? Yeni dişler konuşurken "fısss" diye ses çıkarıyormuş. Ho..hoo..hooo!
Önyargısız izlemek için film hakkında hiç bir kritik okumadan gittim. Bütün iyi niyetime rağmen hüsrana uğradım.
Bana göre "son kale" büyük bir sinsi saldırıya uğramış. Bu gün "Nutuk"un yıldönümü. Orada yazdığı her şeyi bugün yaşıyoruz. Sadece çizmeli düşman eksik.
Velhasıl-ı kelam, tutulacak bir tarafı olmayan, Selanik'teki harabe evin duvarlarına bütün resimleri hapsedilmiş, bir kibrit atılsa yanıp kül olacak bir durum...
Banka reklamındaki Haluk Bilginer'in canlandırdığı kısacık filmin bile zerresi yok bu berbat filmde.
Haram olsun verdiğim 11 lira!
Milliyetblog/yorumlar>>
Fıkra Gibi "ama gerçek": Ne Doktormuş be!
Yıllar önce bir Karadeniz kasabasında görev yaparken, kansızlık nedeniyle başvuran bir hastamı muayene ediyordum. Konjoktiva dediğimiz alt göz kapağının içine bakarken, bir yandan da :
'Amca sende basur mu var?' dedim. Kansızlığın baş sebeplerinden biridir ve Karadeniz'de bu duruma sık sık rastlanır. Amcanın dışarı çıkarken yanındaki arkadaşına söylediğini hâlâ hatırlarım... 'Ne doktormuş be, helal olsun..! Gözümden baktı, dötümdekini gördü.'
travma
kriz,bize teğet geçer
benim emeklim
amerikalı çiftçi
Yakışıklı bir Amerikalı çiftçi kasabaya inmiş.
Bir kova, bir çekiç, iki tavuk ve bir de horoz
satın almış. Çiftcinin bütün bunları
taşımakta zorlandığını gören dükkan sahibi ona
akıl vermiş:
- Çekici kovanın içine koy, kovayı bir elinde
taşı. Tavukları koltuk altlarına sok ve horozu da
öbürelinde taşı..! Çiftçi adamın dediğini
yapmış ve kamyonetine doğru yürümeye başlamış.
Yakışıklı çiftçinin yolunu bir kadın kesip;
-Affedersiniz; acaba Çılgın Boğa Çiftliği'ne
nasıl gidebilirim?'. demiş.Çiftçi:
- Şansınız var. Benim çiftliğim Çılgın
Boğa'ya çok yakın. Atlayın kamyonete; sizi
götüreyim!.. Kadın:
- Peki ama, sizin beni şimdi bir duvara yaslayıp,
bana tecavüz etmeyeceginizi nereden bileyim?
Çiftçi:
- Hanımefendi insaf, bir elimde içinde çekiç olan
kova, koltuklarımın altında birer tavuk, öteki
elimde bir horoz varken, ben sizi nasıl duvara
yaslayıp tecavüz edebilirim!?..Kadın:
- Çok basit..! Horozu yere koy, üstüne kovayı
geçir, çekici de kovanın üstüne koy ki; horoz
kaçamasın! Ben de tavukları tutarım!...
silivri
iddianame okunuyor
ergenekon destanı
cumhuriyet bayramı
"unutmadım seni ben!"
Bir şarkı dolandı dilime, bu bayram. Hüzünlü bir şarkı... 10 Kasım'a da az kaldı.
unutmadım seni ben, unutmadım!...
her zaman, her zaman kalbimdesin!
aylar yillar geçti, söyle sen nerdesin?
anlaşıldı, sen geri dönülmeyen yerdesin;
anlaşıldı, sen geri gelmeyeceksin!
unutmadım, unutamadım seni ben,
her zaman bendesin!...
Bir taraftan da o günü, 1923 ekiminin 29 unu, "Türkiye Cumhuriyetini ilan ediyoruz!" diyebilenlerin içindeki kıpırtıyı, heyecenı, çocuk sevincini hissettim.
Neş'eyle doldum. Bulutların üstüne, Mustafa Kemal'e el salladım.
Karikatürlerimi yayınlayan ücretsiz "KARTAL" yerel gazetesinin sahibi Selim Akdoğan, bu akşam "Atalar Kültür Merkezi-Kartal Sanat Tiyatrosu"nda düzenlenen kutlamaya çağırdı.
Karikatürlerimden bir slayt gösterimi yapacaklarmış. "Mutlaka gel!" dedi. Bendeniz cennet kuşuyla tanışmak isteyen dostlar varmış. Memnuniyetle gidiyorum tabi.
Bu satırları okuyan, okumayan bütün "Ne Mutlu Türk'üm Diyene!" diyebilenlerin CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN!!!
Güftesi Müzehher Güyer'e, müziği ise Şekip Ayhan Özışık'a ait "karciğar" makamından bir şarkıdır, usulü ise "düyek"tir.
Solist, Esra İçöz
adalet
saatlerinizi geri aldınız mı?
26 ekim 2008-pazar-
blogspot neden kapandı?
SUSTURUN DÜNYAYI, İNECEK VAR!
Talabani, "kedi bile vermem" der, bir şey olmaz; adam kedili karikatür çizer, hayatı kayar.
Abdülhamit, zamanında "burun" sözcüğüne sansür koymuş. Çünkü, sultanın bayağı kallavi burnu varmış. Örn. "Burnum kaşınıyor" dersen, "Sultan kaşınıyor!" demiş oluyordun. Burnu kaşınanı tıkıyormuş hafiyeler içeri.
Bu devir de "YASAKLAR" devri... Sigara yasağı, içki yasağı, gazete ambargosu, RTÜK logosu, necefli maşrapa, telekom mandalı.. Blogspot'a da yeni başlamıştım, hevesim kursağımda kaldı.
Mahkeme kararıyla zaten siteler sakıncalı yazıyı yayından kaldırıyor. Mahkeme kararı olmasa bile uyarırsan kaldırıyor. Neden komple kapatıyorsun siteleri.
Böyle tek tek uğraşmak ta zor be!... Youtube'siymiş, blogspot'uymuş, ekşi sözlükmüş,, yakında facebook'uymuş...
En iyisi, TOPTAN KAPATIN gitsin şu şeytan icadı interneti, olsun bitsin! "Susturun Dünyayı, İNECEK VAR!!!"
Yaşasın, susan Türkiye!
***
milliyetblog/yorumlar>>
salvo
tilki ile çakal
Disi aslan bir agacin altinda uyurken, tilki gizlice gelip disi
aslani halletmis.
Disi aslan uyaninca erkek aslanin yanina gitmis ve ona sormus; 'sen
ben uyurken birsey yaptin mi?' demis.
Erkek aslan 'ben bir sey yapmadim' demis, ama olaya
çok sinirlenmis. .. 'Bütün hayvanlari toplayin suçluyu mahvedecegim'
demis. Bütün hayvanlar toplanmis;
Aslan 'kim yaptiysa bunu elini kaldirip öne çiksin' diye kükremis
ama hiçbirinden ses çikmamis.
O sirada toplantiya geç kalan ve kosarak gelen çakal, tilkiye
'Burada neler oluyor?' demis.
Tilki de; 'Aslan ormana bir müdür ariyor, talip olan elini
kaldirip öne çiksin' diyor demis.
Çakal elini kaldirip öne çikmis.
Aslan 'pekala herkes gitsin' demis... tabiiki çakali sabaha kadar etraflica becermis.
Çakal ertesi sabah perisan halde yürürken tilkiye rast gelmis.
Tilki siritarak demis ki:
'Len Çakal, bir müdür oldun yürüyüsün bile degisti!!'
seçim 2009
HERKES HAKETTİĞİ ŞEKİLDE YÖNETİLİR !!!
Vezirler huzura çıkmıslar:
- Padisahım, hazinede para kalmadı.Yeni vergilere ihtiyacımız var, diyerekten...
- Padisah, kavugunun altından kafasını kasımıs,
- Eeee! Ne vergisi koyalım?, demis...
- Köprülere adam koyalım, geçenden bir akçe alsınlar!
Padisah,
- Tamam, demis.
Aradan bir süre geçtikten sonra sormus vezirlerine:
- Tepki var mı?
- Hiç bir tepki yok!
- Iyi o zaman köprünün diğer tarafına adam koyun, çıkandan da bir akçe alsın! Aradan bir süre geçmis, Padisah:
- Var mı şikayet?
- Yok! Halkının tepkisizligine kızan Padisah, gürlemis:
- Köprülerin ortasına da adam koyun, gelip geçeni becersin!
Aradan birkaç gün geçmis, halktan bir tepkinin olmamasına içerleyen Padisah, çagırmıs vezirlerini,
-Halkı dinleyelim hele bir, demis. Gitmisler köye, Padisah sormus:
- Var mı sikayet? Ses yok. Padişah tekrar :
-Var mı sikayet? Şikayeti olan söylesin diye gürleyince arkalardan cılız bir ses duyulmus:
-Padisahım, o köprünün ortasındaki adam var ya!..
- Eeee!, demis Padisah bir umutla...
- Aksamları çok kalabalık oluyor, sıra uzuyor, eve geç kalıyoz, bir adam daha koysanız...
şark kurnazı
bu vatandaş ta oy verecek!
herkes durduğu yeri bilecek
fethullah'a yeşil kart
sevr
bıdık
Erzurumda yöresel kelimeler vardır.Mesela
" Tırlık " kekeme, " Gıdık " çenealtı, " Bıdık " da kadının cinsel organı demektir.
Seçim döneminde miting konuşması yapan Tansu Çillere kalabalığın
içinden bir vatandaş
- " Senin bıdıgını yirim gızz !!! " diye bağırır.
Bunu duyan Tansu hanım yanındaki vali yardımcısına dönüp sorar " 'bıdık' ne demek ?" diye.
Vali yardımcısı gerçeği söyleyemediğinden ve birazdan olacaklardan habersiz " ciğer " der,
" ciğerini yerim !!! demek istedi " .
Mikrofona dönen Tansu hanım coşku ile bağırır.
-"BACINIZIN BIDIĞI SİZE FEDA OLSUN."
hamdolsun, sıkıntı yok!
kemerleri sıkalım
kriz geliyor, kaçın!..
bir de çizgi-roman deneyelim, bakalım bakalım!
çizgi-roman: birbirleri için yaratılmışlar!...
(RESME TIKLA)
yavrum LÜFER!!!
Kim ne derse desin, balığın kralı LÜFER... YAVRUM LÜFER!!!
Balıkçı tezgahlarının narin çiçeği... Denizin kaplanı, iyilerin dostu, kötülerin baş belası,
mangalların nazlı kuzusu, Hacı Bekir'in lokumu LÜFER!... Yanaklarını yerim senin LÜFER!.. Beynini yerim!
Haşmetini, her ne kadar yakında ancak kuyumcu vitrinlerinde görecek olsak ta, hali hazırda
uskumruzadeler gibi kökü kurumuş değil hiç olmazsa, hala var olmaya devam ediyor deryanın bu haşin canavarı.
10 cm.e kadar DEFNE YAPRAĞI, 10-18 cm. arası ÇİNAKOP, 18-25 cm. arası SARIKANAT adıyla lüferin 35 cm.den büyüklerine de
KOFANA denmekte. Ben şahsen kendi gözünle 50 cm. civarında olan kofanalar gördüm ama daha büyüklerini görmüş olanlar da
rivayet olmuştur. Kimileri bunu SIRTIKARA olarak
adlandırıyor. İskenderun civarında rastlanıyor ve lezzet bakımından pek makbul değilmiş, ben yemedim, bilmiyorum.
Lüferin sırtı menevişli, koyu mavi yeşildir. Yanlara doğru bu renk açılarak kurşuniye ve karında beyaza döner,
yüzgeçleri sarımtıraktır. Güçlü çenesi ve keskin dişleriyle çok yırtıcı bir balık olan
lüfer; hamsi, istavrit, kolyos, uskumru, sardalye gibi sürü halinde gezen balıklara bilhassa musallat olsa da, beslenme
güdüsüyle dişine uygun bulduğu her balığa saldırmakta bir an bile tereddüt etmez.
Yazı Karadeniz'de geçiren lüferler eylül ortalarında Boğaz'dan, Marmara'ya geçmeye başlar. Bir bölümü Çanakkale
Boğazı'nı da geçerek Ege'ye kışlar. Yağlanmış olan lüferin en lezzetli zamanı bu dönemdir. Mayısta tekrar Karadeniz'e
göç eden lüfer, yağını kaybettiğinden lezzeti azalır.
Bu kadar ilmi açıklamadan sonra lafı fazla uzatmak istemiyorum. Kardeşim bak! "Lüfer yedim" demek istiyorsan n'apıcak
mışın? Eylül sonlarını bekleyecekmişsin. "Neymiş?" deme, eylülü ekimi bekle. Balığın kralını ye. Uydurabiliyorsan uydur
bir hanende ve ince bir saz... "TAZE BALIĞA LİMON SIKILMAZ!"
MB/yorumlar>>
TL.den "YENİ" ibaresi kaldırılıyor.
2009 da yeni banknotlar piyasada...
turist ömer için farketmiyor abilerim, ablalarım!..
sam amca paylaşıyor
export-import
boş duranı allah sevmez!
tezkere
fatma'yı, tatile gönderelim
ecevit olsaydı...
aktütün-kara gün
hayvanları koruma günü
Gökçebel'de, köy kahvaltısı
Salih Acar... Bu Salih Acar, o Salih Acar değil. Bu Salih, o Salih'in fırçasındaki cennetlerde
yaşıyor. Karısının ismi de Havva zaten...
Eveli gün, yan komşunun beyanına güvenerek, hanımla bir köy kahvaltısı yapalım dedik. Çıktık
yollara... Yalıkavak yolunda bir sapaktan girdik, Gökçebel köyüne.
Talan edilmiş Bodrum Yarımadası'nda kurtarılmış bir köy Gökçebel. Yeşilin her tonunu, nebatın her
türünü vermiş allah. Kaktüs te var karpuz da, ayva da var, nar da var. Arı da var, bal da var.
Sokaklarda civcivler,ablaları, abileri, anaları ve babalarıyla özgürce dolaşıyor. Yolun ortasına
yatmış inekler, buzaklar, tezekler... Yeşil, yeşil ve yeşil. Uzaklarda Tilkicik Koyu'nun mavisi yansıyor.
Koy, Salih'in evinin damından çok güzel görünüyormuş. Çıkıp bakacaktım ama gırgıra geldi unuttum.
Zaten eve de girseydim kameranın şarjı biterdi herhalde. Evin önü, büyüüük bir bahçe, bostan, orman
karışımı bir mekan. Fırın, üzeri kamış kaplı bir çardakta. Gözlemeler, börekler, ekmekler o fırında
Havva'nın maharetleri ellerinden çıkıyor. Oğulları İlyas'ta, fırının arkasında domates biber
doğruyor, yumurta mumurta pişiriyor. Maalesef kızları yok, olsa epey işe yarardı.
Küçük çardak altında 30-35 kişi kabul edecek kadar yer var. Biz gittiğimizde çardak doluydu, hiç yer
yoktu. Havva, kusura bakmayın falan dedi ama bendeniz cennet kuşu malumunuz veçhile dönüp gidecek
adam mıyım? Çardağın dışındaki biber bahçesini gösterip,"Koyun şuraya bir portakal sandığı, biz yere
otururuz" deyince; masa da bulundu, iskemle de. Biz bir şey söylemeden Havva, kendi kafasına göre
gözlemeler, börekler, yumurtalar yaptı getirdi. Krallar gibi yedik içtik, ayıptır söylemesi otuz
kayme para verdik. Pazarlık etmedim artık. Ama bir daha gidersem mutlaka sıkı bir pazarlık yaparım.
En son keyif çayı içerken, Havva şeker attırmadı. Baktım bir tabak baklava getirdi, çayla iyi gider
diye hayatımda ilk defa çayla baklava yedirtti bana!
Ne diyeyim size, bir sürü fotoğraf çektim. Bakarsanız anlattığımdan fazlasını göreceksiniz. Bir ara
girdiğim kenefin hava deliğinden gördüğüm manzara bile en lüks rezidenste yok vallahi.
Resimlerle başbaşa bırakıyorum sizi...
MB/yorumlar ve diğer resimler>>
yeni yasama dönemi törenle açıldı
kamer genç: tek başına muhalefet
manzaralı kenef penceresi
Dün Gökçebel köyüne kahvaltıya gittim. Kenefe girdiğimde penceresinden gördüğüm
manzara, valla bizim tuvalette yok! Adamlar yaşıyor beeeaa!...
YÜZnumaralı blog yazısı
Kenefçibaşı, kenef temizlemekten "illallah" demiş. Oturmuş kenef kapısındaki
makam masasına, döşenmiş ak kağıda itinalı yazısıyla: "Bulamazsın deliği, ne
girersin helaya, BE KAHPENİN ENİĞİ!"Çakmış kapıya.
Herkes yazıyor diye ben de yazayım dedim bari. Demek ki adettendir, bendeniz
cennet kuşu da eksik kalmayayım. Vereyim muştu, alın kurun turşu. Bu yazıyı sırf
yüz numaralı bloga kavuşmuş olmamın şerefine yazıyorum. Başkaca gizli bir emelim
yoktur.
Zar zor ikinci senemde kavuştum yüz numaraya. Bende kabızlık var üzerinize
sağlık. Bakın, Emin öyle mi? Çocuk bir girdi, bir ayda yüzü de buldu,
reytingleri patlattı, dağıttı ortalığı gitti. Tekrar geldiğinde dolu olacak,
korkuyorum bir ayda "bininci blogum" yazısı yazabilir.
"Hakkımda" yazısında belirttiğim gibi bendeniz, kendi halinde bir yazar-çizerim,
çok güzel çapraz bulmaca çözerim. Lüzumsuz polemiklere girmem. Hatta hiç
girmem... Kendi işime bakarım. Burada değerli ve kabiliyetli insanlar var.
İmbikten geçirip, onları keşfetmeye çalışıyorum. Laf olsun torba dolsun
muhabbetlerini sevmiyorum.
Ben bu çarşıdan faydalanıyorum. Benden faydalanana da helal olsun. Bu çarşıya
hasbelkader girip çıkanlara da tavsiyem, kenefçibaşına kağıt yazdırmasınlar!
Milliyetblog'tan yağ çıkarmaya çalışanlar da, "Ben, 'Milliyetblog yazarıyım!'
dediğimde bütün kapılar açılıyor" yazımı okusun.
"Yüzüncü blogun hayırlı olsun!" dileklerinizi peşinen kabul ediyorum. Tek tek
yazıp zahmet etmeyin lütfen. Vesileyle bayramınızı kutlar büyüklerimin
ellerinden, küçüklerimin gözlerinden, akranlarımın tatlı yanaklarından öperim.
MB/yorumlar>>
"sancaktepe" gazetesi çıktı
"ayıptır söylemesi, karikatürleri benden!.."
"sancaktepe" I.sayfa link>>
iki ay sonraki gündem:
"HACILAR BAYRAMI"
seçimi kim kazanır?...
New York'ta 5'inci caddeden bir adama araç hafifçe çarptı.Adama birşey olmamıştı..Şoförle konuştu ve kalkacakken olayı gören biri yanına gelerek,kalkmazsa sigortadan para alabileceğini söyleyince yeniden aracın önüne yattı.Araç sürücüsü ise adamın gittiğini düşünerek gaza bastı ve adam öldü...
düello yapıldı, kimse bir şey anlamadı!...
açlık sınırı
bayram trafiği
güle güle, kazım kanat
herşeyimiz çok!...
mutlu muyuz?...
Bütün mutsuzluklar yokluktan değil, çokluktan gelir. sözü ilişti gözüme bir yazı okurken. Tolstoy söylemiş...
Bizim Atalarımızda "Herşeyin çoğu zarar, azı karar " diye boşuna dememişler. "Nerde çokluk orda......... da demişler haklı olarak.
Yaşamda herşey ne denli çok oldu artık .. Ve o denli mutsusuz, ne denli çoğaldı kötüler, kötülükler, ne çok ...
Evlerimiz çok artık. Üstüste, yapışyapış birbirine.. Ne ova, ne bahçe , ne tepe bıraktık boş.... Her yan ev...
üst üste , yapış yapış evlerde oturanlar, yapayalnız yaşıyorlar. Kimseyle , hiç bir şeyi paylaşmadan... Komşu sözcüğünün anlamını bile bilmeyen çocuklar yetiştirip...
Evlerimiz çok, büyük. Mutlu muyuz peki? Değiliz evet değiliz... Pencereyi açıp sabah temiz hava almak, kuş cıvıltısı duymak, güneşin doğuşunu görmek olanaksız artık... Pencere karşısı taş duvar, yanı duvar...
Bütün düşleriniz, umutlarınız çarpmıştır duvara ve dönüp size... Yılgın , ağlamaklı, biraz da öfkeyle kapatırsınız pencereyi.... Nerede mutluluk?
Evde odalarımız çok artık. Eşyalar yığılı odun istifi gibi... Tıkış tıkış... Ve o çok odalarda, çok eşyalarla kapıya bakıp kalan iki kişi kalmış çok kere... Yalnız, yaşlı ve umutsuz... O kocaman evlerde
Oysa önceleri azdı evler, caddeler, sokaklarla ayrılmış, bahçeli,tek katlı şirindi evlerimiz. Komşularımız vardı, sevinçlerimizi, güzellikleri paylaştığımız gibi hüzünlerimizi, sorunlarımızı, acılarımızı paylaştığımız... Fahriye Ablamız, komşu teyzemiz, Hasan Amcamız,Mustafa amcamız , bakkal amcamız vardı...
Şimdilerde kan bağı olan amcalarla, teyzelerle kavgalı, küs hatta düşmanca yaşar olduk... Mutlu muyuz?
Kredi kartlarımız çok, borçlarımız çok.... Alışveriş merkezlerimiz çok, alamadıklarımız çok... Mutlu muyuz?
Arkadaşlarımız çok, tanıdıklarımız çok.... Dostlar nerede?
Yalanlar, yüzsüzlükler, arsızlıklar, bencillikler çok... Almak çok vermek yok....
Mutlu muyuz?
estetik modası
mamutistan hakkında
***
bakirem bakirem gülirem
bakirem bakirem düşünirem
bakirem bakirem utanirem
ha bu şiir nerde kaldı
gülirem gülirem söylemirem
söylirem söylirem anlamirem
anlirem anlirem anlatamirem
ha bu şiir nerde kaldı
***
edip cangönül
haybeden tatil
deniz minaresi
ayıkla pirincin taşını
şerefsiz
ayaklar baş
faydalı gazeteler
Okuyup bitirmiş olsam da,
günler öncesinden kalmış olsa da
her zaman gazete taşırım yanımda.
sevgilime aldığım çiçeği sarayım diye bazen,
bazen de boş kenarlarına küçük küçük notlar alayım,
sonra o notlardan bir tebessümlük
şiirler çıkarayım diye.
yanımda gazete taşırım.
yağmur aniden bastırırsa
şapka yapayım da
kafayı üşütmeyeyim diye
(çok idare etmez ama işte bir süre)
poyraz sert sert eserse
paltomun içine sereyim de
rüzgarı tutsun diye
bazen kafam attığında
çok fena attığında,
kendimi takip edilen bir hafiye sandığımda
çaktırmadan indireyim okuduğum gazeteyi de
etrafı keseyim diye.
azıcık oynayayım diye yani
canım sıkılmasın diye
yanımda gazete taşırım.
sevdiğim yazarı tekrar tekrar okuyayım,
arka sayfadaki güzele bakıp içleneyim diye
kese kağıdı yapayım da
içinde domates taşıyayım
biber taşıyayım
poşetleri tabiata salmayayım diye
yanımda gazete taşırım.
hep korktuğum trafik kazası,
bir köşeden fırlayıp da beni yere sererse
üzerime örtsünler de
çocuklar korkmasın diye
yanımda gazete taşırım.
siz de taşıyın.
KEREM OĞUZ
***
dali istanbul'da
"İstanbul'da Bir Sürrealist: Salvador Dali" sergisi,
Sakıp Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesinde açıldı.
küresel kriz
elektriğe, yeni zam
antalya'da balina sürüsü
kesekağıdı yapımı
Geçen gün, marketten bir alışveriş yaptım. Ayıptır söylemesi,230 lira
tuttu. Çeşitli bir sürü ürün. Kasada ödemeyi yaptım. Baktım ürünleri
koyacağım tarafta ufak naylon poşetler var. Zaten sinir oluyorum o
şeylere. Kızdan daha büyüklerinden istedim, yokmuş. Büyük torba olsa
iki adet yetecekken, ondan fazla poşet doldurdum.
Malzemeleri dolaba yerleştirince yerler poşet doldu. Ufak ufak, çöp
poşeti de olmaz. Hepsini birinin içine doldurup, çöpe attım. Sonra,
kendi kendime hayıflandım... Neden alışverişe giderken yanıma bir
büyük bez torba almadım diye.
Marketçiler, insanlara neden birsürü naylon poşet vereceklerine, bez
torba vermezler. Neden reyonlardan aldıklarımız için çeşitli boylarda
kesekağıdı bulundurmazlar. Bu meretleri yaksan, havayı zehirler; atsan
200 sene yok olmaz... Bela bir şey!
***
Dayım, belediye fen işleri şoförüydü. Maaşa katkı işlerinden biri de
eski gazete kağıtlarından kesekağıdı yapıp, bakkala manava satmaktı.
Bazen yardım ettiğim için, yapmayı bilirim. Çoğu durumda da iki
saniyede yapıp kullanırım. Dayım, yapışkan olarak suyla karıştırdığı
unu kullanırdı. Ben, elime ne geçerse kullanırım. Seloteyp, yapışkan,
kürdan, iğne, ince dal v.s... Her şey olur. Bir tane örnek yapıp, ek
olarak koyuyorum.
Ben, örneği dosya kağıdından yapıp seloteyple yapıştırdım. Siz de
deneyin. Bakın, zor bir şey mi? Belki origamiye de merak
sararsınız!...
Bana sorarsanız, naylon poşeti yasaklamak çok hayırlı bir iş
olacaktır. Hepimiz bu işe son verilmesi için gerekli yerleri uyarma
zahmetinden kaçınmayalım. Örneğin, en basiti adamların şikayet
kutularına iki satır yazıp atalım. Ya da en azından kasadaki görevliye
bile şikayet etsek, çok şikayet olunca bunalıp, o da amirine söyler.
Kurtulalım şu pis şeyden ya hu!..
MB/yorumlar>>
bakkal amca
kenef wc..adam yapmış!
ben onu görmeden çizmiştim,
o beni görüp te yazdı...
mustafa mumcu
MB/yorumlar>>
sebil
12eylül2008
Eşref, İzmir'in kazalarından birinde kaymakamken, İzmir valisi olan Kâmil Paşa, o kazaya teftişe gelmiş. Vali kazaya
geldiğinde Eşref bir eşeğin sırtında tur atıyormuş. Eşrefi o halde gören Kâmil Paşa, Eşrefin dikkatini çekmiş:
' Aman dikkat et Eşref, eşek seni düşürmesin!
' 'Meraklanmayın paşam, eşek *kâmildir.'
*Kâmil: Olgun, eğitimli.
capon otobüsü!
deprem kuşu
Ne ehliyetim ne arabam olmadığından, taksi parası vermek te
işime gelmediğinden, Türkbükü'ndeki komşularım Ergun bey ve
Ayşe hanım, bu gün bendeniz cennet kuşunu Gölköy plajına
götürdü.
Çay bahçesinde otururken, baktım elinde plastik bir kuşla
seyyar satıcı geçiyor. Çağırdım, geldi.
-Ne bu?
-Ötüyor abi!
"Niye ötüyor, nasıl, neden, niçin ötüyor, kime ötüyor?" diye
sorguya başlayınca, ağacın dalına konmuş pozundaki kuşu
masaya koyup, kibrit kutusunu attı. Kuş hemen çığlık çığlığa
ötmeye başladı. Böyle manyak şeylere meraklıyımdır...
-Kaç para bu?
-15 ama sen 12 ver, bi tane kaldı.
-5 papel veririm!
-Olmaz abi, ben sekize alıyorum.
Çıkardım cüzdandan 10 papel, "kaybol!" dedim. Hemen kayboldu
çocuk.
Masaya koydum kuşu, ne yapsam ötüyor! Çayı karıştırırken
bile öttü...Yahu karıncalara, köpeklere lüzum yok, koy bu
kuşu zelzele olunca öter be!" diye söylenirken, yan masadaki
yaşlı kadın, "zaten 'deprem kuşu' diye satıyorlar bunları"
dedi.
Balkona koydum, artık "deprem dede"ye falan ihtiyacım
kalmadı. Deprem olursa kuş ötecek. Bendeniz, hemen
kaçacağım.
Lakin rüzgar esse kuş ötüyor, kediler toplanıyor. Bendeniz,
evden kaçıyorum!
Eminim , bu capon icadı her şeye ötecek... Bir tek deprem
olursa ötmeyecek!
MB/yorumlar>>
apo, tarih ders kitabında
elektrik zammı
11eylül 008
Kanuni Sultan Süleyman,Şeyhülislam Ebüssuud Efendi'den manzum bir beyitle,
Topkapı Sarayının bahçesindeki meyve ağaçlarına zarar veren karıncaların
yok edilmesinin dinen mümkün olup olmadığını sormuş.
Beyit Şöyle:
"Dirahta ger ziyan etse karınca
Günah varmıdır anı kırınca ?"
(Eğer karınca ağaca zarar verir,
onu kurutursa onu yok etmenin bir günahı var mıdır?)
Şairliği de bulunan Ebüssuud Efendi,manzum soruya bir cevap vermiş:
"Yarın Hakkın divanına varınca,
Süleyman'dan hakkın alır karınca"
içki vaziyeti
yerel seçim yaklaştı
KÜSMEK ; KENDİMİZE VERDİĞİMİZ CEZADIR...
4/09/2008 23:34
Küsmek, ne anlamsızca bir davranış. çocukça. Niye küser ki insanlar?
Söylemek istediklerini
söyleyemediği için susmak mıdır? Daha çok ilgilensinler diye midir?
Yoksa kızgınlık, kırgınlık duygularının tutsağı olduğu için midir
küsmekler?
Çocuk oyunlarımızda küserdik istediğimiz olmayınca,
onaylanmayınca hata yapmadığımız... Ama küslük süresi dakikalar
sürerdi en çok... Öfkemiz sabun köpüğü gibiydi,
yüreğimiz yorulmamıştı yaşamın kahırlarından daha....
Biz büyüdükçe öfkelerimiz büyüdü, altedemeyecek kadar hem de.
Yüreğimiz hüzünlerin, acıların darbeleri ile yaralandı, inceldi,
inceldi ve en ufak dokunuşta kırılıverir oldu....
Şimdilerde çocukça unutmayı da unuttuk. Artık aklımızın bi köşesine
yazar olduk öfkelerimizi,
kızgınlıklarımızı...
Yüreğimize iğneledik hüzünlerimizi.... Battıkça acısın, acıdıkça
aklımıza yazdığımız öfkelerimizi unutmayalım diye...
Sabrı tükettik, hoşgörüyü göremez olduk. Bağışlamayı ise hepten
unuttuk.
İlk adımı atan olmak gurur sorunuydu artık. Hep karşımızdakinden
bekledik özürü,,, Çünkü ben haklıyım, kırılan benim, kıran, inciten
düşüncesizce ,ağzına geleni söyleyen O...
Ya da dinlemeden, anlamadan kızdık, hemen düşüncesinin ve amacının
kötü olduğuna inandırdık kendimizi...
Olaylara hep kendi tarafımızdan baktık. Karşı taraftan nasıl
göründüğünü merak etmedik bile...
Kendimizi neye inandırdıysak oralarda kaldık. Hep yakındık,
çünkü anlaşılmayan bizdik... Karşımızdakinden bekledik anlamayı...Ne
düşündüğümüzü, neler yaşadığımızı, ne istediğimizi anlasın istedik.
Anlamaya çalışmadan...
Konuşmaktansa susup oturmayı, kendimizle kavga etmeyi ve
yalnızlıklar içinde kalmanın hüzünlerinde ağlamaklı kalmayı
seçtik.... Aslında karşımızdakine değil kendimizeydi kestiğimiz
ceza....
Kendisini bağışlayamıyorsa insan önce, başklarını nasıl bağışlar???
www.TurkceKarakter.com
Bozuk görünen Türkçe harfleri okunur hale getiren site.
taş devri ve mamut
10000 yıllık mamut yavrusu bulundu
sibirya'da bulunan,mamut yavrusunun hortumu bile sapasağlam duruyor.
mamut ağacı
sequoiadendron giganteum (sekoyagillerden)
"ekşi sözlük" ten mamut
*bir hayvan türü.
*kimi 'esprili' insanlar mahmut'a boyle seslenerek eglenir.
*filin atası olarak bilinen,nesli tükenmiş hayvan.dünya dar gelmiş olmalı!
*bir zamanlar rus bilimadamları bunların yeniden türeyip güneylere ineceklerini söylemişlerdi.
ulan allahsızlar, sıçar gibi araştırma, deney, bok püsür yaparsanız olacağı odur.
mamut dediğin delikanlı olur, mamut gibi yaşar.. bak sabah sabah aklıma geldi yine ayar oldum rus bilimadamlarına..
mamut delikanlı hayvandır.
*hakkında çizilen* bir karikatür ile beni yerden yere vurmuş eskiçağ hayvanı.
karikatür ise şöyle, bir mamutu avlamaya çalışan tarihöncesi insan yanındaki arkadaşına
" aa bak mamut" demekte, mamut ise insana " arkadaşım bak yanlışın var mamut değil,
mahmut mahmut!! tövbe tövbe bir öğrenemediniz gitti!!" gibi birşeyler demektedir.
*bu sevimli hayvan arkadaşımızın yumruğu, bir baş ağrısı birimi olarak çok işlevsel bulunmaktadır benim tarafımdan.
örneğin "ooff başım 156 mamut yumruğu kadar ağrıyor, ağrı kesici var mı?" dediğiniz zaman
durumunuzun kötülüğü ve ağrının boyutları hemen anlaşılacaktır
mamut mu, mahmut mu?
"mavidüş"ün kaleminden,"bendeniz cennet kuşu":
"Dünyamızdaki Mamut"
Dünyamızdaki sevgili Mamut
Ben Bildiriyorum 18.08.2008
Onu ilk tanıdığımda, korkmuştum çatapat yanıtlarıyla,
hazır yanıt ve alaycı, biraz da ukala biri diye....
Hani sanal dedikleri bir ortamda yalnız yazdıkları ile tanıdığım biriydi.
Bulmaca çözmeyi keyif hatta keyiften öte tutku edinenlerin buluştuğu
bir sitede önce uzak ve ciddi seslenişl... devam »
MB/yorumlar>>
...hüzünlü, içten, duygusal ve yalnız bir karakterdir "son mamut" selami.
"son mamut" selami
nerde o gümüş gibi parlayan tüyleri,
ezip geçer idin o insan dolu köyleri.
uyan sen yine biz ovalardan taşak,
ne oldu sana be mamut selami uşak.
buzul çağını arkadaşlarınla atlattın,
her yamuk yapanın hortumunu patlattın.
şimdi yaraşır mı sana bu dermansız eda,
hiç geri dönmediler ki sana edenler veda.
son bir köy yık da öyle ayrıl be selami
yitip gitsen de adının kalır şöhreti.
dilerim öbür dünyayı sen seversin,
cennetin taşıyla dişlerini bilersin.
ekşi sözlük(mortifera)
,
sevgili kitleden "mamut"
merhabalar Buz Devrinin demir başı
dilimin yeni kelimesi (deli, mannak,
çatlak gibi kelimeler yerine kullandığım)
MaMuT u araştırırken sizin web sitenize çakıldım.
Siz nasıl insansınız.
Garip cümle olduğunun farkındayım çok farklısınız
ve buda size farklılık kazandırıyor.
Çizim ve yazılarınızın devamını diler
sizinle muhabbete devam etmek isterim.
Saygılarımlar.
@mail gönd.: saadet axoy
mamudo kurban*aşık mahzuni şerif
mamudo kurban (dinle)
Madem dünyaya dargınsın
Mamudo kurban niye doğdun?
Kader yolunda yorgunsun
Mamudo kurban niye doğdun?
Kurban gelir payın yoktur
Haftan yoktur ayın yoktur
Ankara'da dayın yoktur
Mamudo kurban niye doğdun?
Kim okuyup yazar seni
Rüzgar değse bozar seni
Ölsen kovar mezar seni
Mamudo kurban niye doğdun?
Adam olmasaydın neydin
Gelir miydin hiç bilseydin
Keşke doğmadan ölseydin
Mamudo kurban niye doğdun?
Akar yaşın şakır şakır
Tahta döşek takır takır
Ölüler senden rahattır
Mamudo kurban niye doğdun?
Mahzuni işin doğrusu
Öter zalimin borusu
Dayımın öksüz yavrusu
Mamudo kurban niye doğdun?
***
|